Toplam okunma 1.510
ana sayfa > biyografi > Erdal Eren’in Anısına

Erdal Eren’in Anısına

Cuma, 12 Eyl 2008 yorum ekle Go to comments
12 Eylül darbesi. Zihinlerimizde derin acılar ve gözyaşları bırakan bir günün simgesi. Öyle ki 12 Eylül’ün toplum üzerinde yarattığı tahribat söze sığmaz.

Erdal Eren gibi darağacında asılanlar, binlerce gözaltı, demokratik kitle örgütlerinin kapatılması, ifade özgürlüğünün yasaklanması…  Sonuçta geldiğimiz nokta burası işte.

Kendi hakkını bile aramaktan yoksun, bırakalım “hak hukuk”u, kendinin bile farkında olmadan oradan oraya savrulup giden nice insanlar yetişti, 12 Eylül kültürüyle yatıp kalktı.

Ben 12 Eylül’ün yarattığı tahribatı anlatmaktan ziyade, yaşamının baharında, 17 yaşında idam edilen sevgili Erdal Eren’e dair Savaş Ay’ın bir yazısını yayımlamak istiyorum.

Bugüne kadar yaşamış ve yaşayan tüm yoldaşların anısına…

Savaş Ay anlatıyor:

Hücre, dışarıdan gelen seyyar bir kabloya bağlı ampulle aydınlatılıyordu. İntihar etmesin diye almışlar bu önlemi. Üstleri geldiğinde mahkumların arkalarını dönüp yukarıya bakma kuralı varmış. O da yukarı bakıyordu. Albay, “Bize bakabilirsin Erdal” deyince döndü ve göz göze geldik.

Üzerindeki koyu gri renkli paltonun yakasında taklit bir kürk parçası vardı… İşte tam o sırada ortaya çıktı içimdeki tanımsız yaratık. Durumun böylesi hazin, yakıcı oluşuna inat yapar gibi, başımın içinde dönüp duran ne varsa hepsini çalıp, dudaklarıma sessiz bir tekerleme oturttu. Küçücükken sokak oyunlarında ezberlediğimiz bir tekerlemeydi bu: Kürkünü giy, kürkünü giy. A benim canım kürkünü giy.

Emin Çölaşan çok duygulandı, kilitlendi adeta. Tek kelime edemiyor, yutkunuyordu. Kendimi tutamadım ve ben sordum birkaç soruyu. Bir süredir kendisine gazete getirilmediğini, avukatıyla görüştürülmediğini, 18 yaşının altında olmasına rağmen idam edilmek istendiğini, yaşının 18’den küçük olduğunu tespit edecek olan kemik testi yapılması talebinin kabul edilmediğini… Vurduğu söylenen jandarma erine çok uzaktan ateş açtığını ama otopside yakın atışla öldüğünün kanıtlandığını. Kendisini ibret olsun diye asacaklarını ve ölümden korkmadığını söyledi.

Bir süre sonra ayrıldık o hücreden. Saati geldiği için yemekhaneye doğru yürüdük. Çölaşan sitemliydi:
- Adam idam edilecek sen soru soruyorsun be Savaş.
- Abi çok zorlandım ben de sorarken. Baktım sen iyice kilitlendin…
O da bana tatlı sert çıkıştı:
- Oğlum unutma. Biz önce insanız, sonra gazeteciyiz.

Tokat gibi indi yüzüme bu laf. Ama hemen affettim kendimi. Erdal’ın son sözlerini, onu en son gören siviller olarak bizden başka kim nakledecekti ki? Birileri daha sonradan “Korktu, titriyordu, af diliyordu” dese, kim aksini söyleyebilecekti ki.

Erdal Eren’i son anlarında çektiğim o fotoğrafları, milyonlarca kişi gibi Sezen Aksu da görmüş ve çok etkilenmiş. Anlatırken, “Öylesine masum, öylesine ölümden uzak, öylesine genç ki… Hikayesini de okudum. Ama beni esas vuran o ‘son bakış’ fotoğrafıydı Savaş.
Aysel Gürel’e gösterdim o fotoğrafı. Birlikte bir şeyler yazdık. Onno’ya verdik besteledi (Tunç). Şarkıdan çok ağıta benzedi. Yürekten kopup gelen, saf, duru, sahici…” dedi. Ve işte o ağıtın sözleri.

“Bir an duruşu gibi
Ömrün gidişi gibi
Veda ederken
Aşk ateşi gibi söner iç çekişler
Amman amman yandım aman
Acı yüzler”
Kaynak:15/12/2007 tarihli Takvim gazetesi

Bugün 2 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012

Categories: biyografi Tags: ,
  1. Kasımpatı
    Cumartesi, 13 Eyl 2008 zamanında 23:13 | #1

    Gelip gidip bu yazıyı okudum..İçim yandı.
    Çok acıklı..ama çok..
    Söyleyecek çok şey var..söyleyecek hiçbir şey yok..
    Sözün bittiği yer..
    Ağıtın sözleri iç dağlıyor,ağlatıyor..

  2. beyrek
    Pazar, 14 Eyl 2008 zamanında 01:34 | #2

    Sevgili kasımpatı,

    Bazen öyle anlar olur ki,konuşmak kar etmez,ne söylesen havada kalır ve susmak her şeyi anlatır.

    Sevgilerle..

  3. yerlatındannotlar
    Pazartesi, 15 Eyl 2008 zamanında 01:57 | #3

    Bu ülkede Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar, İbrahim Kaypakkayalar, yaşı büyütülüp de asılan Erdal Erenler ve daha nicesi askeri (siyasi) cinayetlerle katledildiler, insanın içi acıyor.

    Ama biliyoruz ki, duvar yazıları silinmiş olabilir ama hafızaları silinememiş bir toplum halen duruyor karşılarında, onlar adına.

    Erdal gibi, Mahir gibi, Denizler gibi, İbrahim gibi direnenlere, selam olsun!

    Anıları mücadelelerine rehber olsun!

  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları