Hayao Miyazaki ve Gökteki Kale / A.Murat Özhan
Hayao Miyazaki ve Gökteki Kale / A.Murat Özhan
Hayao Miyazaki adı, ilk bakışta belki birçoğunuza yabancı gelecektir ama dünyanın tanıdığı bir Japon yönetmen o.
Aslında benim kuşağım, Miyazaki’yi dünyada büyük yankı uyandırmış bir çizgi dizi ile biliyor: Heidi. Çocukluğumda bu dizi başlamadan dakikalar önce TV’nin karşısında yerimi alır, Heidi’nin o Alp Dağları’ndaki her türlü yozlaşmışlıktan uzak, alabildiğine yeşillikler içindeki saf ve temiz yaşamına gıptayla bakıp bu çizgi diziyi çok büyük bir keyifle izler ve sonraki bölümü iple çekerdim.
Miyazaki‘nin imzasının olduğu eserler, aradan on yıllar geçmesine rağmen hâlâ güncelliğini koruyor. Kanımca, yarattığı karakterlerin evrensel bir yasayı yansıtmasından kaynaklanıyor bu durum: insan yasası. Şüphesiz bu, işin bir yanı. Öbür yanı ise konuyu ele alış biçimidir, anlatış tarzıdır ki otuz kırk yıl öncesinin tekniğiyle işlenmiş çizgilere bakın bir, neredeyse günümüz eserlerine taş çıkartacak marifettedir. Bu da sanatının ne kadar usta işi olduğunu kanıtlamaya yeter sanırım. Zira bir sanat eserinin sağlamlığı,(Elbette ki sanatsal anlamda bir sağlamlılık burada sözü edilen), zamana direnebilmesiyle doğru orantılıdır.
Miyazaki’nin “Gökteki Kale” (Laputa: Castle In The Sky) adlı o muhteşem çizgi filmini birkaç sene önce seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Zira film, gerek konusu gerekse konunun veriliş biçimi açısından, ki şüphesiz salt çocukları değil yetişkin seyirciyi de hemencecik çekim merkezine almayı başaracak yetkinlikte.
Film, bir madenci kasabasına gökten aşağıya süzülerek düşmekte olan Sheeta adlı kızın Pazu tarafından kurtarılmasıyla başlar. Kızın boynundaki sihirli kristal kolye, gökyüzünde uçan kayıp kale / ada Laputa’nın anahtarıdır. Devlet görevlileri, korsanlar Sheeta’nın ve şüphesiz bu kristal taşın peşindedirler. Pazu, Sheeta’yı sonsuza kadar koruyacağına söz verirken, bu kayıp adayı da hiç vakit kaybetmeden aramaya koyulurlar. Kristal taşı ele geçirmeye çalışan korsanlarla kahramanlarımız amansız bir mücadeleye girişirler.
Masal unsurları ile gerçekliği mükemmel bir şekilde harmanlayarak dostluk, mücadele azmi, haksızlıklara karşı boyun eğmeme vb. değerleri slogancılığa kaçmadan, Pazu ve Sheeta adlı yarattığı çocuk karakterler üzerinden verebilmeyi başarıyla kotarıyor Miyazaki.
Miyazaki, geçmişinde her ne kadar Marksist düşüncelere sahip ise de sonradan Marksizme olan inancını, Sovyetlerdeki değişimden sonra, büyük ölçüde yitirir. İlk eserlerinde, o esef edilesi, habisleşmiş kapitalist sistemin, yeni dünya düzeninin argümanlarını külliyen reddederken, öbür taraftan da emeğin değerlerini yüceltir. Marksist düşüncelerin yansıması eserlerinde görülürse de yıllar geçtikçe bu etki iyiden iyiye azalır.
Çağının tanığı olan sanatçılar, salt güzellikleri, olumlulukları vermekle yetinmezler. Onlar, çirkinlikleri, sığlıkları, kargaşayı da eserlerinde yansıtırlar. Şüphesiz ki son tahlilde, içinde yaşamak istedikleri, özlemini çektikleri bir dünyanın tasvirini verirler eserlerinde. Miyazaki de günümüz dünyasında hani neredeyse esamisi okunmayan alçakgönüllülük, dürüstlük, dostluk vb. değerlere deyim yerindeyse el atarak doğanın başat kılındığı, kötülerin ve kötülüklerin alt edildiği bir evreni kurgulayan yapıtlar ortaya koyar.
1986 yapımı, 124 dakikalık bu büyüleyici filmin, bu başyapıtın, Miyazaki Hayao’nun hayal dünyasının atmosferine girmek istiyorsanız yaslanın koltuklarınıza…
Bakınız:
Akın Çetin, Hayao Miyazaki
Alpin, Miyazaki Hayao ve Eserleri
Sibel Maksudyan, Ruhların Kaçışı
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


murat merhaba heidi ile birlikte beni çocukluğuma
götürdün…gerçekten ne müthişti o filmden öğrendiklerimiz ve ne
kadar evrenseldi şu an geçerliliğini nasıl da koruyor….her
konuda sadece dostluk, arkadaşlık, aile sevgisi, bağlılık değil
örneğin tabiat sevgisi, doğal besinlerin önemi, güzel ve temiz
havanın sağlık üzerindeki iyileştirici etkisi ve bunun gibi daha
neler… ve bu filmide izleyeceğim mutlaka…teşekkürler…sevgi
ile….
Heidi, unutulmazlardan sevgili Nihal. Miyazaki ustanın müthiş bir sanatsal yönü var ve bunu yarattığı yapıtlarda uyguluyor. Sanat eserindeki o iç-dış ayarının dozunu katiyen kaçırmıyor. Kanımca, onu önemli kılan da bu özelliği.
Sevgi her daim.