Auden ve Brueghel’i Buluşturan Nokta: “İkarus’un Düşüşü” / Murat Özhan
İngiliz şair Auden’in katıldığı İspanya İç Savaşı’ndan etkilenerek yazdığı “Güzel Sanatlar Müzesi” şiiri, 16.yy’da yaşamış Brueghel’e ait “İkarus’un Düşüşü” tablosuna bir gönderme. Daha doğru bir deyişle tablonun şiirsel anlatımı.
Şiiri daha iyi anlamlandırmak için Brueghel’in İkarus’un Düşüşü ( The Fall Of Icarus ) tablosuna yakından mercek tutalım.
Kapitalizmin yeni yeni palazlandığının canlı görünümünü sunar adeta Brueghel bu tabloyla bize. Hani neredeyse “Her koyun kendi bacağından asılır.” yahut “Kendi düşen ağlamaz.” sav sözlerini haklı çıkarırcasına, kör kör parmağım gözüne yaşanan bir vakayı fırça darbeleriyle nakleder Brueghel.
Gerçi hem Auden’in şiirinde hem de Brueghel’in tablosunda mitolojik kahraman İkarus’un nasıl düştüğüne dair bir kayıt, bir görünüm, bir ipucu yoktur. Bu, şiiri okuyanın yahut resme bakanın zihinsel donanımına bırakılmıştır. Bu konuda, sevgili Melih Cevdet Anday’ın da “İkaros’un Ölümü” adında bir şiiri mevcuttur ve Auden’in tersine, İkarus’un betimlemesini yapmaktan imtina etmez: “Doğum çoğuldur, ölüm tekil / Mumdandı aç tutkumun kanatları / Uçuyordum sevinç içinde.”
Mitolojiye göre, labirentten kurtulup özgürlüğe sınırsızca yelken açarken babasının sözünü dinlemeyerek hırsına ve merakına yenik düşen İkarus ( Bu inat ve ısrar, bana Aziz Nesin’in “Anıtı Dikilen Sinek” adlı nefis öyküsünü çağrıştırdı birden) , göğe yükselip güneşe yaklaştıkça, balmumundan kanatları eriyiverir ve olanca hızla gökyüzünden denize çakılır. İşte Brueghel, ilginçtir, bu mitolojik olayı konu edinir edinmesine ama tablosunda merkeze de almaz. Resimde İkarus’un belden yukarısı suyun içinde, bacakları dışındadır. Dikkatli bakmayan bir göz, aslında bu trajikomik olayı algılamakta güçlük çekebilir. Buradan hareketle, Brueghel’in mizaha daha doğrusu hicve yer verdiğini söylemek mümkün. Bu tablo, aynı zamanda çağının kirliliklerine, insanın, ‘Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım’ anlayışına kara mizah yoluyla bir bakış da fırlatmaktadır vesselam.
Tabloda, bir çiftçi toprağı sürerken öte yanda köpeği yanında bir çoban dünyadan bihaber sürüsünü otlatmakta, yine bir başkası balık tutarken ötelerde gemiler kendi rotalarında sessiz sakin yol alır.
Tabloda öylesine dikkat çeken bir husus var ki, o da resimdeki insanların (Güneş, köpek, gemiler gibi diğer varlıklar da dâhil) tek mutabık kaldıkları nokta, İkarus’un düşüşü karşısındaki vurdumduymazlıkları… Herkes işinde gücündedir, kimse kimseye karışmaz, yaşanan bu trajedi karşısında kimse oralı olmaz.
Brueghel, “İkarus’un Düşüşü” bağlamında söylüyorum, kendi çağında olup bitenleri çok iyi gözlemlemiş, insanın yabancılaşmasını önceden görerek bunu resmetmişti. Bu açıdan aydın sanatçı nitelemesini kat be kat hak ediyor kanımca. Auden de şiirinde yaşanan katılıklara, şiddete, mağduriyete kayıtsız kalan insanı inceden inceye taşlar. Umursamaz insanı şu dizelerle yerin dibine sokar: “Ki köpeklere kuçu kuçu densin gine ve cellâdın atı kaşınınca / Bir ağaca sürtebilsin günahsız kıçını.”
Bana kalırsa, Brueghel ve Auden’ı ortak noktada buluşturan ise, iğrençliklerin alabildiğine göz önünde yaşandığı habisleşmiş bir dünyada, kısırdöngülerin içinde debelenip duran bireye bir çimdik atmaktır. Daha da ötesi, yaşanan bu çirkinlik ve çirkeflik arbedesini, insanların gözüne gözüne sokmaktır…
Brueghel ve Auden’e, yaşadığımız bugünden binlerce selam olsun…
Güzel Sanatlar Müzesi
Acıyı ele alsın da kabil mi hiç yanılsın
Eski zaman ustaları! Öyle hakkiyle anladılar onun
İnsan hayatındaki yerini, nasıl olageldiğini
Ha babam atıştırırken bir başkası, camı açarken yahut,
Bilemedin yolunda tın tın giderken!
Nasıl, yaşlılar elpençe divan, alı al moru mor beklerken
Doğaüstü doğumu, hiç çocuklar olmadan olur mu
Kızaklarından dudak bükermiş gibi olup bitene,
Gölün üstünde al takke ver külah!
Kabil mi unutsunlar
O korkunç şehadet bile uymadan edemez işin akıntısına!
Taş çatlasa bir aralık olmalı, bir teklifsiz köşe
Ki köpeklere kuçu kuçu densin gine ve cellâdın atı kaşınınca
Bir ağaca sürtebilsin günahsız kıçını.
Breughel’in İkarı’nda meselâ, bana mısın bile demeden nasıl
Her şey sırtını çeviriyor felâkete? İşitmiş olmalı pekâlâ
Suyun şapırtısını rençber, ümitsiz haykırışı,
“Kulak asma” deyip geçti herhalde; güneşse şöyle bir rasgele
Vurdu ak pembe ayaklar gömülürken yemyeşil suya;
Kibarişi çıtkırıldım yelkenli merak etmesine etmiştir ya
Gökten paldır küldür düşen çocuğu görünce;
Acele işi vardı zahir, uzaklaştı bozmadan istifini bile.
Wystan Hugh Auden
Çev. Can Yücel
* * *
Musée des Beaux Arts*
About suffering they were never wrong,
The old Masters: how well they understood
Its human position: how it takes place
While someone else is eating or opening a window or just walking dully along;
How, when the aged are reverently, passionately waiting
For the miraculous birth, there always must be
Children who did not specially want it to happen, skating
On a pond at the edge of the wood:
They never forgot
That even the dreadful martyrdom must run its course
Anyhow in a corner, some untidy spot
Where the dogs go on with their doggy life and the torturer’s horse
Scratches its innocent behind on a tree.
In Breughel’s Icarus, for instance: how everything turns away
Quite leisurely from the disaster; the ploughman may
Have heard the splash, the forsaken cry,
But for him it was not an important failure; the sun shone
As it had to on the white legs disappearing into the green
Water, and the expensive delicate ship that must have seen
Something amazing, a boy falling out of the sky,
Had somewhere to get to and sailed calmly on.
Wystan Hugh Auden 1940
*http://english.emory.edu/classes/paintings&poems/auden.html
Bugün 4 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


Kaynak oluşturacak yazılar, resimler, şiirler hazırlayarak hayatımızı zenginleştiriyorsunuz. Buna hepimizin çok ihtiyacı var.
Teşekkürler.