Ben Dili / Murat Özhan
Ben Dili / Murat ÖZHAN
Bizi eleştirene pençemizi değil, elimizi uzatalım. (Montaigne)
İnsan, yeryüzünde yaşayan, duygusu, aklı, bilinci, alet ve iş yapma yetenekleri en gelişmiş ve aynı zamanda çözümlenmesi en karmaşık varlık olma özelliğini hâlâ koruyor. İnsanı diğer tüm varlıklardan ayıran en temel özelliklerinden biri emeği ise diğeri de dili kullanma yetisidir. Dili yerli yerinde kullanmanın olanakları muhteşem olsa da kimi zaman tongaya düşürdüğü de olur insanı. Sevgili Yunus, kendi yaşadığı çalkantılı dönemin tecrübelerini, billur Türkçesiyle yüzyıllar öncesinden nasıl aktarıyor bize:
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz
Toplumca, pek yerli yerinde konuşmayı sevmeyen bir yapımız var. Hoş, bunun tarihsel arka planını es geçmemek lazım. Çünkü ta eskiden beri süregelen bir davranış kalıbının , -“Sus küçüğün, söz büyüğün!” – esiri olmuşuz heyhat. Bu davranış kalıbı, iliklerimize öylesine işlemiş, genlerimize öylesine sinmiş ki yaşamımıza yön verir olmuş.
Neyi, nerede, nasıl söyleyeceğimizi kestiremez olmuşuz. Zıt düşünce yahut bir iddia karşısında hemen hiddetlenip kendimizi kaybediveriyoruz. Tahammül edemiyoruz farklılıklara. Alıştığımız bir düzen vardır, belli hareketlerimiz belli periyotlar çerçevesinde tekrarlanır ve o düzenin dışına çıkmak pek işimize gelmez. Çünkü böylesi daha kolaydır. Örneğin taşımacılık işkolunda greve giden emekçilerin durumundan ancak kendi işimiz aksadığında haberdar oluruz. Grevden ötürü, beklediğimiz otobüs ya da deniz taşıtı gelmeyince köpürür, bin bir türlü küfür sallarız. Çünkü alıştığımız düzen bir anda altüst olmuştur. Bu yüzden işimize, randevumuza kısaca gideceğimiz yere zamanında ulaşamamanın yarattığı sıkıntı ile ancak dolaylı yoldan taşımacılık işçilerinin hal-i pür melalini anlarız!..
Biliyorum çok zor ama empati kurmayı yaşam felsefesi haline getirdiğimizde, karşımızdakileri anlamak için bir adım atmanın da olanaklarını yaratmışız demektir. Empati kurmak, aynı zamanda karşımızdakine değer verdiğimizin bir kanıtı iken diğer yönden de kendi büyüklenmelerimizi bir kenara koyduğumuzun göstergesi değil midir aslında?
Kendine güvenmeyen insan, eleştiriye kapalıdır. Zaten bu tür insanlar özeleştiri de yapamazlar. Dolayısıyla kendiyle barışık olmayanın yaşamla da işi olmaz. Bu tür insanlar, sürekli “sen dili”yle iletişim kurmaya çalışırlar. Doğal olarak da sağlıklı iletişim gerçekleşmez hiçbir zaman. Oysaki yaralayıcı, suçlayıcı ve itici olan “sen dili” yerine, yaklaştırıcı, çözüm üretici “ben dili”ni tercih etmek, rahat anlaşmaya zemin hazırlamak demektir. Bu anlamda şu cümlelere bir göz atalım:
“Çöpü yine dökmemişsin. Seni sorumsuz. Ne zaman adam olacaksın sen?” (Sen dili)
“Çöp birikmiş Ali. Çöpü dökmemen, işlerimin aksamasına yol açıyor.” (Ben dili)
Dilin kullanımına dair verdiğim bu örneklerin yanı sıra, mümkün mertebe, olumsuz cümle kurmaktan ziyade olumlu cümle yapısına ağırlık vermek de sorunun değil çözümün bir parçası olduğumuzun göstergesidir aslında.
“Ödevini yapmazsan, dışarı çıkamazsın!” söz dizimi yerine
“Ödevini yaparsan, dışarı çıkabilirsin!” cümlesinin kullanılması, olumlu iletişimi sağlar.
Velhasıl, yaşantısında “ben dili”ne yer verenler, her daim iletişime açıktırlar ve çözüme odaklanmışlardır..
Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012



Sevgili Murat
Hayatımızda dilin, yani konuştuğumuz dilin, gösterdiğimiz beden dilinin önemi o kadar büyük ki …Her türlü başarıda , başarısızlıkta ki bu iş ilişkileri olsun sosyal ilişkiler olsun ikili ilişkile olsun yadsınamaz haklısın…
Dil, düşüncenin sadece taşıyıcısı değildir, yaratıcısıdır aynı zamanda. Hangi dile sahipsek, o dilin bakış açısıyla algılayabiliriz, dünyayı. İnsanı ele veren ise kullandığı dildir. Şüphesiz….
Bir de şu gerçek var ki , Yaşadığımız toplumda, var olan egemen değerler, iktidar biçimleri, dilde kendini ortaya koyar.
Meta üretimine dayanan sistem ve ve hatta bir önceki yazımda belirttiğim gibi erkekler özel alanın sorumluluklarını insana ve kadına yükleyerek, bu sorumluluklardan kendilerini sıyırmışlardır.
Ve yaşamımızın hay huyu içerisinde olumlu cümle alışkanlığını kazanabilmiş olabilmenin önemi senin de değin gibi iletişimde başarının en büyük anahtarlarındandır. Bir de buna beden dilini eklersek doğru ve başarıya giden çözümlere ulaşmış oluruz…
sevgiler ve bu güzel yazı için teşekkürler…
Katkın için teşekkür ediyorum sevgili Nihal.
Daha önceleri de birçok kez altını ısrarla çizdiğim düşüncelerimdir:
Söz’ü, burada insanın konuşma etkinliği olarak ele alıyorum Nihal. Şüphesiz ki konuşma da bir eylemdir. Ama salt cümlelerin ağızda sıralanması olarak kaldığı müddetçe söylenenlerin bir değeri yoktur. Yani sevdiğinize dokunamadan yüzlerce kez “seni seviyorum.” demenin yok hükmünde olması gibi.. Ama günümüz dünyasında (Gerçi, daha önceden de böyleydi ama bu kadar değildi), salt söz’ün sinsice baş tacı edildiğini, iktidarlaştırıldığını görüyoruz. Yorumunda dile getirdiğin
yargısına şüphesiz katılmakla birlikte “iktidar” kavramına dair belirlemelerimi paylaşmak istiyorum.
Sevgi, her daim..
“Söylemin iktidarını alt etmek, yaşama bugünün, ânın içinden bakmak, bununla yetinmeyip odağına direnmeyi koyarak yaşama müdahil olmakla mümkündür ancak.. ”
diyorsun Murat ve çok doğru ve güzel söylüyorsun…sonuna kadar katılmakla birlikte özellikle içinde bulunduğumuz son günlerde yaşama bugünün içinden bakarak, bununlada yetinmeyip odağına direnmeyi koyararak yaşama müdahil olmakla kalmayıp birde topluma bunları gösterme çabasında olan gazeteci, yazar, aydın olan insanlarımızın şu an tutuklu olarak yargılandığını düşünürsek iktidarın egemenliğini yalnız dilde değil eylemdede yaşadığımızı görürüz..
ne umutsuz bir görünüm çizdim değil mi?
Sanatçıları, şairleri, yazarları mutlu olmayan toplumların çöküntüye girdikleri bir gerçekken, odağına direnmeyi koyduğumuz yaşamlar bizden uzak olmasın diyorum
sevgi seninle…
Türkiye’de ne yazık ki gerçek aydın ve çizer takımı işlerliğini uzun süreden beri yitirmiştir. Akıl tutulması hezeyanı ile maluldür şu an aydınlarımız Nihal..
Aydın tavırları ile ortalıkta fink atan nice insanlar tanıdık sistemin çanak yalayıcılığını yapan. Aydın olmak kolay mıdır? Her önümüze geleni aydın diye mi tanımlayacağız? Aydın olmanın bedeli vardır ve bu bedeller, Metin Göktepe gibi gerçek aydınlarca acı bir şekilde ödendi ne yazık ki.
Doğruları savunurken, yeri geldiğinde tek kalabilmeyi de göze alabilmektir gerçek aydın tavrı. Yoksa onlarca katlı plazalarının camlarından aşağıya küçümseyen bir eda ile bakarak kadeh tokuşturmak değil sevgili Nihal. Senin aydın, yazar tanımına uygun değil sanırım benim çizdiğim tablo..
Sanatçı mutlu olursa çağına iyi tanıklık da edemez bence. O, devamlı bir tedirginlik içre halleri ile yanı başındakini didikler, rahatsız eder. Şu da bir şaşmaz gerçekliktir ki tedirgin ediyorsan, tedirgin edilirsin…
Sevgilerle..
Aydın olmak tabii ki kolay değil Murat,
Ve evet senin çizdiğin tablodaki aydın tipi de benim bahsettiğim değerli insanların tipi hiç değil… Ben zaten o tarifinde olanlara bu tanımlamayı yakıştırmıyorum bile…
Doğru söylüyorsun aydın olmanın , sanatçı olmanın ve zamanına tanıklık atmenin bedelleri vardır ülkemizde ve benim bahsettiğim insanlarımız da daima bu bedelleri ödemiş ve ödemeye hazır insanlardır… Çünkü onlar bu uğurda pek çok değerli arkadaşlarını yitirmişler, yıllarca hapis yatmışlar ve halada yatmaktadırlar… Ama bu hiç bir zaman onları yıldırmamıştır… gülüyorum yıldıracağını düşünenlere, acıyorum bu yolda onlara çektirerek susacaklarını sananlara ve üzülüyorum bunları anlatamamanın acısıyla, uyuyan güzel yurdum insanına…
sevgiler…