Can Yücel ve Zamana Hükmetmek / Murat Özhan
Öldükten sonra bile, zamana hükmetmek, (zamanın dışında ve içinde olmak budur herhalde), her babayiğidin harcı değildir ama bu ölçü, Can Baba için geçersiz kılınıyor.
O, yaşadığı toplumun şiir gelenek ve kabullerini elinden geldiğince kendi poetikasında uygulamaya çalışmış koca yürekli bir “şair”. (“şairdi” diye geçmiş zaman kipiyle yazmadım; çünkü o hâlâ aramızda). İçine doğduğu toplumun davranış ve düşünce sistemine külliyen karşıt olsa da, biliyordu ki onlara rağmen bir kurtuluş yolu da yoktu. Buna rağmen, kendi bildiği yoldan şaşmadı. Şiirleriyle bir nebze de olsa tünelin ucundaki ışığı göstermeye çalıştı.
Her ne olursa olsun, Can Baba, şiirleriyle, daha da önemlisi gönül verdiği düşünce yapısıyla egemen şer odaklarına cevaz vermedi, asla yılmadı, Nâzım gibi mahpuslarda yattı. Hatta o kadar trajikomik ki, Che ve Mao’dan çevirdiği şiirler yüzünden içeriye girdi. Daha önceki bir yazımda, yurdumda kadın olmak zor demiştim, ama şair olmak çok daha zor bir iş vesselam.
Can Yücel’in “Halime Tercümandım” şiirini bir kez daha okuyunca ona olan hayranlığım ve bağlılığım daha da arttı (Gerçi hep öyleydi ama gönlümde daha bir katmerli hâle geldi.).
Onun gerek Yunus Emre gerekse Kaygusuz Abdal’a yaptığı atıflarla günümüz Türkiye’si ve kendi felsefi sistemi arasında kurduğu bağ, eşine az rastlanır niteliktedir. Örneğin, Yunus’un: “Çıktım erik dalına / Anda yedim üzümü” ile Kaygusuz Abdal’ın “Kaplu kaplu bağalar / Kanatlanmış uçmağa” ile başlayan şiirlerini görmeden mümkün mü Can’ın bu şiirini yorumlamak? Şüphesiz ki hem Yunus hem de Kaygusuz, bulunduğu dönemin koşulları içinde, tekke-tasavvuf edebiyatının şathiye türü mantalitesi içinde söylemişti koşuklarını. Can Yücel, elbette ki o günün düşünce sistematiğine göre hareket etmez ama söyleyiş biçemini kendi düşünce yapısına uydurur ve pek de güzel becerir. Mizahın ete kemiğe büründüğü ender şiirlerden biridir bu. Müthiş bir ironi ile, kendi eşini bile Havva kadın sanacak olgunluktadır.
Sevgili Can kanımca, Yunus ve Kaygusuz için şapka çıkarırken, ben de hem Yunus hem Kaygusuz hem de Can için şapka çıkarıyorum. Ne müthiş bir duygu ve düşünce birliği…
Kitaplarını elimden hiç düşürmediğim Can Yücel’i, ölümünün on birinci yılında bir kez daha sevgi ve minnettarlıkla anıyorum.
Dipdiri o sol yanım…
Halime Tercümandım
Sözümona insandım
Hamsiydim buğulandım
Koynumdaki hatunu
Havva anamız sandım
Beyazıt Kulesiydim
Hem Kumkapıdaki yangın
Arap itfaiyeciynen
Kendi derdime yandım
Pir Sultandım abdaldım
Düz rakıya dadandım
Çekip çekip kafayı
Anacağımı andım
Banazdaydı bazlamam
Ve radyodaki reklam
Yaşamı yandaş sayıp
Bana bir ekmek bandım
Arşa vardı feryadım
Firazda kör kadıydım
Kararsızlıktan cayıp
Katlime karar aldım
Gül benizli isyanım
Eksi çıktıkça kanım
Arta durdu bicanım
Ben ölsem ölsem bile
Dipdiri o sol yanım
Can Yücel
Can Yücel, Rengâhenk, s.59, Papirüs Yayınları, 12.Basım, Haziran 1998, İstanbul
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


Son Yorumlar