Toplam okunma 1.113
ana sayfa > deneme > Dünyamızda Anlamsızlığa Yer Yok / Murat Özhan

Dünyamızda Anlamsızlığa Yer Yok / Murat Özhan

Cumartesi, 15 Kas 2008 yorum ekle Go to comments

Söylenmek istenenler eğer “yürekten” süzülüp geliyorsa bir kat daha anlamlı oluyor, evrenimizde yaşam alanı buluyor. Çünkü onlar yaşamdan alınmışlardır. O imbikten geçenler söze dönüşüp tekrar yaşama kavuşuyor. Bilgi ve söz paylaşım olanağı bulduğu zaman, sınanmış oluyor. Yoksa düşüncede ürettiklerimiz, yine kendi beynimizde kalıp da yaşama alanı bulamazsa, paylaşım değeri olmazsa üretim de gerçekleşmiyor. Yaşam değeri olmayanın anlamsızlığı da gün gibi ortada ne yazık ki.

Yaşamın dilini çözenler, aynı zamanda kendileriyle barışık olan, kendilerine ve başkalarına güvenen, kendilerini feda edenlerdir. “Seni seviyorum. Çünkü insansın. Sana güveniyorum; çünkü kendime güveniyorum.” diyebilenlerdir yaşamın dilini çözenler. Ben biraz da böyle bakıyorum.

“Şu anda insanların akıl diye yorumladıkları koskoca bir korkaklık.” diyerek salt aklı eleştirenleri oldukça iyi anlamaktayım. Katılmamak elde değil.

“Duygusal davranıyorsun. Birazcık aklını kullansaydın böyle olmazdı.” söylemleriyle çok karşılaşıyoruz günlük yaşamlarımızda. Böyle diyen insanları anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Yaşamımıza yön veren, bizi çekip çeviren sanki salt akıldır. Böyle konuşanlar, aklın üstünlüğünü bir meziyetmişçesine sunarlar önümüze pervasızca. “Birazcık aklını kullansaydın böyle olmazdı.” diyen ağızda bile (-ki bir çelişkidir bu aslında) alaysılık, kızgınlık, sitem “duyguları” anlaşılmıyor mu? Peki bunlar duygu dünyasının alanına girmez mi?

Yeni doğmuş bir bebeğin gözlerindeki ışıltıda duygu yok mudur?
Ya şairlerin, bilumum sanatçıların yapıtlarında, şiirlerinde duyguya hiç mi yer yoktur? Salt akılla açıklanabilir mi bir gülümseyiş?
İçten bir merhaba deyişte duygunun olmadığını söylemek haksızlık değil mi?

Duygudan yoksun düşünce olamaz. Tersini savunanlar kendileriyle çelişirler aslında.
Oysaki bakışlarımızı yaşamsal olana bir çevirebilsek, yaşamın tam orta yerinde olabilsek, “söz tabanlı” dünyanın tahakkümünden kurtulabilsek, yaşamı içselleştirebilsek, damarlarımızda hissetsek yaşamı, üstesinden geleceğiz tüm bu kirlenmişliğin. Şeyh Galip’in “Hüsn ü Aşk” ta dile getirdiği “Alevden denizleri mumdan kayıklarla geçmek” gibidir yaşadığımız bu meşakkatli süreçten kurtulmak…

Tüm sancılarımızın kökeninde, toplumsallığımızın tecrit edilerek yalnızlığın girdabına sürüklendiğimizin yattığını düşünüyorum. Yalnızlık sevgisizliğimizdir. Yalnızlık hissi acı verir. Öte yandan acı hissi, damarlarımızda yaşam buldurduklarımızı kaybetmemizdir. Özellikle de sevdiğimiz insanları (ana, baba, kardeş, yar, dost) kaybettiğimizde, büyük bir boşluk içine düşeriz, yaşayan bir yanımız, bir parçamız akıp gider, benliğimizden bir şeyler kopar. Akla gelebilecek her türlü acıyı bir kenara bıraksak bile ölüm acısı burnumuzun direğini sızlatır. Çünkü her adımımız ölüme doğru. Ölümü anlayabilmek, ancak ölümü yaşamakla mümkün (Hangi konuda olursa olsun bilginin doğruluğunun ya da yanlışlığının onun sınanmasıyla ölçülebilir olduğu gerçeğini göz önünde bulunduruyorum burada). Oysa şu anda biz ölümün bilgisini, başkalarının ölümüyle dolaylı olarak algılayabiliriz. Şu anda ölümün bilgisine sahip değiliz. Bundan dolayı da korkunun, ölüm korkusunun pençesindeyiz. Hiç şüphesiz bu korku, acı verir ve ölüm olgusunun da kendi içinde bir mantığı var.

Bazıları : “Bir hiç olarak da yaşanabilir.” diyorlar. Bana göre ise “hiç”lik, yokluğu imler ve yokluk, anlamsızdır. Gerçi anlamsızlığın da bir mantığı vardır ama şu an için benim dünyamda anlamsızlığa yer yok. Çünkü, yaşam gerçektir ve somuttur. Çünkü yaşam, var olandır. Bizi, biz yapandır, varlık nedenimizdir yaşam..

Konuşup anlaşalım
Yoktur sözle çözülmeyecek düğüm
Davaları halletmez ölüm
Hayatı paylaşalım.

Nazım Hikmet

Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012

Categories: deneme Tags: , , ,
  1. nihal umutlu
    Cumartesi, 15 Kas 2008 zamanında 11:10 | #1

    Sevgili Murat yazın, düşüncelerimizin ve duygularımızın birlikteliğini vurguluyor sanki o yüzden çok mutlu etti ve beğendim eline ve yüreğine sağlık…

    “Seni seviyorum.Çünkü insansın.Sana güveniyorum;çünkü kendime güveniyorum.” diyebilenlerdir yaşamın dilini çözenler.Ben biraz da böyle bakıyorum.” diyorsun… Buna ekleyeceğim bir tek
    şey olabilir oda bunları söyleyebilmek için gerekli cesareti bulma gücü….dür.
    Bir aşabilsek beynimize, kalbimize koyduğumuz bu köprüleri.
    İçinde korkak siluetler halinde gezinip durduğumuz bu koca zindanı beynimizden defedip, tutkunun ateşten yelelerine sımsıkı yapışarak korkusuzca düşünmek, sevmek, yaşamak kolay değil elbet…
    Kafamızın içine kurulu köprüleri yıkıp, özgürlüğün o sınırsız bahçesine düşündüğümüzü ağız dolusu haykırıp, asi nehirler gibi akıp, dolu dizgin at koşturmak cesaret ve sağlam kişilik gerektiriyor.
    Benim dünyamda da anlamsızlığa, ya da bir tek şeye çok fazla anlam yüklemeye yer yok…
    Ama varlık nedenimizin yaşam olduğu da bir gerçektir…
    Yaşamın her alanını hissederek yaşamak ise başlı başına bir sanat…

    Baksana şu şiire Can baba ne güzel anlatmış Murat…
    “…Hayatta yattık dün gece
    Üstümüzde meltem
    Kekik kokuyor ellerim hala
    Senle yatmadım sanki
    Dağları dolaştım …”
    Böylesi yaşamak işte…
    Sevgilerle…

  2. Cumartesi, 15 Kas 2008 zamanında 13:47 | #2

    Sevgili Nihal,

    Dediğin gibi,en büyük engel beynimizin kıvrımlarında dolaşıyor sinsice.Engelleri başka yerlerde aramaya gerek yok.Beynimizdeki erozyonun tahribatı hiçbir şeyle ölçülemeyecek denli güçlü..

    Bundan ötürü önce kendimize bakar ve kendimizi düzeltmeye çalışırsak
    sanıyorum birçok sorunun da köküne kibrit suyu dökülmüş olacak.

    Can Yücel’i yeniden anımsattın bize Nihal.Ona bir kez daha sevgilerimizi gönderelim.

    Teşekkür ediyorum.
    Sağlıcakla ve dostlukla…

  3. dulsinyam
    Cumartesi, 15 Kas 2008 zamanında 15:58 | #3

    “Şu beş duyudan, altı yönden
    varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
    Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
    insanlara karıl, insanlara,
    insanlarla bir ol.
    İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
    Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane. ”
    MEVLANA

    Kalemine ve yüreğine sağlık…

  4. Cumartesi, 15 Kas 2008 zamanında 17:41 | #4

    Mevlana’nın çok güzel bir şiiri bu.
    Katkın için teşekkür ederken en içten sevgilerimi iletiyorum sana..

  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları