Edebiyat Müfredatı ve Öğretimi-2 / A.Murat Özhan
Edebiyat Müfredatı ve Öğretimi Bağlamında Edebiyat Dersinin İşlenişini Temellendirme Denemesine Giriş-2 / A.Murat Özhan
Edebiyatın yaşamla bağını keserseniz, bu dersi sevdiremezsiniz.. Ders kitapları öğrencinin dünyaya açılan penceresidir, temel araç gerecidir.
Ders kitaplarında, çocuğun kendi yaşantısıyla ilinti kurabileceği metinlere yer verilmesiyle bu handikap aşılabilir ancak. Edebiyat öğretiminde temel yaklaşım ise, bir edebiyat tarihi mantığıyla “uzaktan yakına” değil, “yakından uzağa” ilkesi olmalıdır. Böylelikle öğrenci, kendi yaşantısından hareketle seçilen metinler ve metnin yazarı, şairi arasında bir koşutluk kurabilsin. Kendi yaşam ve algı deneyimlerinden yola çıkıp hem günümüzle hem de geçmişle bir bağ kurarak o dönemin toplumsal ilişkilerini, yaşanan olaylarını anlama yönünde bir olanağa sahip olsun. Dilin geçirdiği evrelerin görülmesi, sezilmesi için edebiyat tarihi de verilmeli şüphesiz. Ama insana ve topluma odaklanmayı unutmadan, insanı asla yok saymadan..
Geçmiş yüzyıllardaki edebiyat verimlerine saplantılı yaklaşmadan, takıntı hezeyanlarına kapılmadan bir bakış açısı sergilenmelidir. Örneğin Halk Edebiyatı ve Divan Edebiyatı gibi aynı yüzyıllarda at başı giden iki farklı alanın yan yana verilerek bunların hangi koşulların ürünü oldukları, kimlere nasıl hitap ettikleri, insana bakış açıları karşılaştırmalı bir şekilde öğrencilerin tasarrufuna sunulmalıdır.
Edebiyatın yaşamla bağı sürekli güncel tutulmalı ki öğrenciler kendi adlarına bir pay çıkarabilsinler hem geçmiş hem de günümüz yaşantısından. Çünkü aslolan insan ve onun eylemidir. Her şey insan için ve insana dairdir. Yaşamın öznesi olan insanı her türlü etkinlikten çıkardığınızda geriye ne kalır ki? Yunus Emre’nin, Pir Sultan’ın, Pablo Neruda’nın, Cervantes’in, Nazım Hikmet’in, Dostoyevski’nin ve ismini sayamayacağım binlerce yürek işçisinin, yaşadıkları dönemlerin insanını ve toplumunu nasıl yansıttığıdır aslolan.
Yazarlar, şairler ve metinler arasında gidiş gelişler edebiyat dersini daha zevkli, daha cazip hale getirip tekdüzelikten kurtarabilir. Aynı tema çerçevesinde farklı yüzyıllar ve farklı şairlerin eserlerinden yararlanılabilir bu anlamda. Örneğin ölüm teması bağlamında, şairlerin ölümü nasıl algıladıklarını, ona nasıl baktıklarını göstermek amacıyla Yunus Emre, Karacaoğlan, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Tevfik Fikret, Aşık Veysel, Necip Fazıl Kısakürek, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Nazım Hikmet, Orhan Veli Kanık ve Ahmet Erhan, Afşar Timuçin, Adnan Yücel’den ölüme dair yazdıkları şiirler ve dizeler seçilerek bunlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konulabilir. Böylelikle öğrenci hem geçmiş yüzyılların hem de kendi döneminin yaşayan şairlerini de tanıyarak bu dönemlerin toplumunu ve insanını kuşbakışı bir değerlendirme şansına erecektir. Çünkü insanın şekillenmesinde, yaşadığı dönemin toplumsal koşullarının yadsınamaz bir rolü vardır.
Aslında burada öğretmenin yaptığı iş, bu edebiyat kapısının kilidini açmak için maymuncuk kullanmasıdır. Öğretmen, yol gösterir, denizi işaret eder, bir kapı aralar. Sonrası öğrenciye kalmıştır. Artık kendi beğeni ve zevkine uygun yapıtlar, yazar ve şairler aramak ve bulmak öğrencinin elindedir.
Yukarıda söylediklerimi özet babında öneriler halinde tekrar etmek istiyorum:
1- Edebiyatın yaşamla bağı her dem canlı tutulmalı.
2- Edebiyat öğretiminde, “yakından uzağa” anlayışı hâkim kılınmalı.
3- Yaşamın öznesinin insan olduğu vurgusu, daima akılda tutularak derslerde ısrarla tekrar edilmeli.
İyi bir edebiyat eğitiminin nirengi noktası, insana duyulan sevgi ve insana verilen değerdir. İnsanlık namına yaratılan ve üretilen tüm değerlere sahip çıkmak, bunlara saygı duymak edebiyat eğitiminin olmazsa olmazıdır. Bu ise, sizin iç ve dış politikadaki, sağlıktaki, genel eğitim sistemindeki, insan haklarındaki, çevre kirliliğindeki, silah(sız)lanmadaki, çalışanınıza verdiğiniz ücretteki bakış açınızla birebir örtüşür.
Ancak, insanını “gören”, kendisiyle ve dünyayla barışık yaşayan sistemlerin genç kuşaklara sağlıklı edebiyat eğitimi vereceği su götürmez bir gerçekliktir.
İnsana değer vermeyen bir zihniyetinse, bir arpa boyu yol kat etmesi mümkün değildir.
Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


Son Yorumlar