Edebiyatımızda Kadın Şairler / Murat Özhan
Öteden beri kafamı meşgul eden bir soru var: Edebiyatımızda kadın şairler neden az? Bu soruyu sağlıklı yanıtlayabilmek için kadının toplumsal konumuna ve toplumumuzun yapısına bakmak gerek.
Yaşadığımız bu topraklar üzerinde, yeri geliyor, aydın geçinenler bile, at gözlüğüyle bakıyor yaşamın simgesi, doğurgan kadına. Genelgeçer uygulamadır: Erkek tarafından, kadına belli görevler verilmiştir, bunlar eksiksiz ve aksatılmadan yerine getirilmelidir. Şayet bu görevler aksatılırsa, şiddete varan, daha da vahimi ölümle sonuçlanan vakalar yaşanabilmektedir. Töre ve namus cinayetleri bunun en belirgin örnekleri ne yazık ki.
Kadını; “mutfakta eşitlik”e indirgeyen anamalcı zihniyeti külliyen reddederken öte yandan erkeğe rakip gören, erkekle sürekli çatıştıran anlayışı da kabul etmiyorum. Kadın, ancak erkekle yan yana, omuz omuza yürüyen bir emek arkadaşı, mücadele yoldaşı anlayışıyla enikonu değerlendirildiğinde kadına biçilmiş tüm olumsuzluklar bertaraf edilebilir ve gerçek anlamda bir özgürleşme yaşanabilir.
Yüzyıllarca erkek egemen bir toplum düzeninde yaşamış olmak, kadınların hemen her alanda geri planda kalmalarının esbabı mucibesini ortaya koyuyor aslında. Geçmiş dönemlerde, özgürlük tohumlarının serpilemediği, farklı seslere tahammüle hiçbir zaman yer verilmediği bir toplum yapısının, bırakalım kadınlara el uzatmasını, sıradan vatandaşlara dahi kol kanat germesini nasıl düşünebiliriz ki? İşte kadının sanat icra etmesi de, bu toplum koşullarının izin verdiği ölçüdedir. Osmanlı öncesi Türk edebiyatında kadın şairlerin varlığından bihaberiz. Osmanlı’nın son dönemlerinde ise Nigar Hanım, Fıtnat Hanım, Şeref Hanım, Mihri Hatun gibi birkaç Divan şairi çıkmış. Esas, Cumhuriyet dönemi ile serpilip gelişme imkânı bulan kadın şairler, sanatçı duyarlılıklarını okurlarıyla paylaşırlar. Hiç de azımsanmayacak bir okur kitlesi yakalayan Gülten Akın ve Sennur Sezer aklıma ilk geliverenler.
Yaşamlarının bir döneminde şiddete maruz kalan, iş yaşamında sömürülen, mutfağa hapsedilen kadınların kafası rahat olmadıkça, sanatla uğraşıp eserler yaratmalarını beklemek safdilliktir. Sanat icra etmek, yeterli zaman gerektiren bir uğraş şüphesiz.
Yukarıdaki satırlarda mutfağa hapsedilen kadından bahsetmiştim. Ama o kadın ki, mutfağı bile şiirin dünyası içine çekip zarafetini, yüreğinin ışıltısını, velhasıl duygu dünyasını bir kez daha bize gösteriyor. Yazının sonunda bu şiiri paylaşmak istiyorum.
Nâzımca deyişle, soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınların, bizim kadınlarımızın artık, “kendinde” değil, “kendi için” bilinçlerinin farkına varmaları ve edebiyatımızda daha çok kadın şair görmek ümidiyle..
Kadının Mutfağı*
Bembeyaz sıcak köpüklerini bulaşığın
Uzak denizlerin mavisine taşır kadın
Yeşil gözlü balıklar yüzer zamanda
Elinde dümen ocak başı sıcağı
Hep başkaları karışır kadının okyanusuna
İnsanca kıpırtıları yaşantı dalgasının
Aydınlık dünya yundukça ışır bulaşıkta
Kırmızı bardaklar pırıl pırıl yüreklerce
Yemek kokusuna yosun yeşilleri sarılır
İsteklerinden başka şeyler düşünür kadın
Düşündüklerinden başka şeyler yapar hep
Bir hayalden bir gerçeğe dolar boşalır okyanus
Mutfak mavi gölgelerle taşar
Sıcacık fasulye pilav kokar
Bir rüzgârlı gemidir kadının mutfağı…
İnci Özkan
*Rauf Mutluay, Bende Yaşayanlar, s.48, Yapı Kredi Yayınları, 1.Baskı, Haziran 2004, İstanbul
Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 21 May 2013


Paylaştığınız yazı ve şiirlerdeki kalite nedeniyle kutlarım. Sizi beğenerek izliyorum.
Çok teşekkürler sevgili Ali.
Çalışmalarında kolaylıklar dilerim.
Ben de bilimde kadının adının olmayışına üzülürüm oysa çalışmaların çoğu onlar tarafından gerçekleştirilip erkekler tarafından sahiplenilmiş
merhaba!
makalenizi okudum,cok beyendim ve
faydanaldim,tesekkurler.aylardir ,bir iranli kadin olarak ,turk
bayan saiirleri uzerinde calisiyorum,yani ceviri yapiyorum,bu
makaleyi kitabim da kullanmak istersem,nasil oluyor,cunku hic bir
ozellik ya da adres goremedim,ve refrens vermem gerekiyor,bu
konuda yardimci olursaniz,cok sevinirim.
yinede tesekkurler!