Toplam okunma 1.044
ana sayfa > deneme > Korkunun Gölgesinde / Murat Özhan

Korkunun Gölgesinde / Murat Özhan

Cumartesi, 05 Ara 2009 yorum ekle Go to comments

Kişisel varlığımızı koruma kaygısından doğan korkularımız, bizim her alanda hareket kabiliyetimizi kısıtlıyor, kırılgan varlıklar haline gelmemize yol açıyor. “Gülmelerimiz” bile korkunun gölgesinde kalıyor ne yazık ki. “Korku” denen o ucubeyi biz insanların yarattığını bile bile onun esiri oluyoruz. Ne kadar acı verici bir durum. Kendi beynimizde kurguladığımız ve sonra da ortaya çıkardığımız bir kavram korku. Kendi tanımlarımızın, kendi kavramlarımızın tahakkümü altında yaşıyoruz. Her tanımlama girişimi de ister istemez az yahut çok bir kısıtlamayı içinde barındırıyor. Az ya da çok her kısıtlama da insanları doğallıklarından uzaklaştırıyor.

İnsanları aynı noktada buluşturan, ortaklaştıran, birbirine daha da yaklaştıran, “sevgi” dediğimiz kavram. Kavram dememin özel bir sebebi var. Çünkü sonuçta dile ait, dil içi bir olgu bu. Şu an,“sevgi”ye dair çeşitli sözler, cümleler yazarak kendimi ifade etmeye çalışıyorum. İnsanın dil yetenekleri öyle mükemmel ki bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilirse iletişim de o kadar sağlıklı oluyor. Doğal olarak, sevgi sunmaklığımız da bu paralelde gelişiyor. Sevginin boy gösterdiği ortamlarda ise, korkunun esamisi okunmuyor.

Hiç beklenmedik anlarda hayatın insanlara neler getireceği yahut insandan neler götüreceği hiç ama hiç belli olmaz. Aslında yaşam da hep bir karşılama ve uğurlama anlamında meddücezirlerden ibaret değil mi? Kim bilir meddücezirler, korkudan fersah fersah uzak bir şekilde, Özdemir Asaf’ın şu dizelerinden yaşamlarımıza sökün ederler hem de hiç çaktırmadan:

(…)
Bir gecedir sana doğru senden…
Geçen yaşadığındır, yaşarken anlamadan
Kalan bir gerçektir belki
Bir iğne gibi kaybolan,bir bardak gibi kırılan
Gelen sanki beklediğindir
Ve giden, en tatlı, en sıcak, en kocaman..

Evrenin ezelden beri var olduğunu düşünürsek, şu kısacık yaşamlarımızı, ciğerlerimize çektiğimiz, sonra da dışarı verdiğimiz bir solukluk zamana benzetebiliriz belki de. Bundan ötürü de yaşam dediğimizi her daim içselleştirebilmek gerek. Bana kalırsa, ne kadar çok yaşamın içinde olursak o denli de korkuların uzağında olmaya adayızdır. Oysa, korkunun gölgesinde yaşamak, aslında her gün ölüp ölüp dirilmek değil de nedir?..

Yaşama bakışım ise, yaşamın tam ortasında, tam içinde olmayı gerekli kılıyor. Gerekli kılıyor derken bunu bir zorunluluk, bir dayatma olarak mı görüyorum. Hayır, tam tersine içten gelen, severek, sevgiyle yapılan bir edim bu. Sevginin hüküm sürdüğü yerde de, korku asla barınamaz.

Yaşamın anlamının harekette olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu eylem ve söz birliğinde arıyorum yaşamı. Çünkü yaşam, tutarlı olmayı gerektirir bana göre. Söylediğinin arkasında durmayan, ağzından çıkanı eyleme dökemeyen tutarsızdır. Kendi çevremizdeki insanlara bir bakalım. Önceden neler söylemişlerdir yaşama, insana, sevgiye, sevgiliye, arkadaşa dair. Ama bugün nerededirler o insanlar. Savrulup gitmişler ve daha önce söyledikleriyle hiç çakışmayan yerlerde duruyorlardır. Tekrar etmek istiyorum. Benim için yaşamdaki pratiklerdir önemli olan. Şu an nerede durduğumuz, şu an neler yaptığımızdır belirleyici olan. Çünkü önce hareket vardı, “söz” ondan sonra doğdu. Bu nedenle “hareket”, hep nirengi noktam.

İnsanın onurudur ki yaşam karşısındaki engellerle başa çıkmasını kolaylaştıran. İkiyüzlülükler, kaypaklıklar, mertçe olmayan davranışlar, zulümler, sıkıntılar, haksızlıklar ve korkular karşısında her şeye rağmen inatla ve ısrarla başımız dik, alnımız açık, onurumuzla durabiliyorsak her şeye değer…

İçimizdeki korkuları yendiğimizde, bireyciliklerimizden de (bireyselliğimizden demiyorum) kurtulup toplumsallığımızla özgürlüklerimize yelken açacağız. Bunu da ancak sevgi ile başarabiliriz.

Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012

Categories: deneme Tags: , , , ,
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları