Özgürlük-1
Yazıma başlamadan önce, PKK’nin saldırısını kınıyor ve ölen askerlerimizin ailelerine taziyelerimi bildirmek istiyorum.
Ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin şiddet ve ölüm üzerinden şekillenen bir girişim ters teper. Tepki ve şiddet, yine tepki ve şiddeti doğurur.
Yurdumuzun belli başlı yörelerinde yavaş yavaş bir Türk-Kürt çekişmesine doğru gidildiği gözükmektedir ki, asıl yıkıcı olan da budur. Umarım ve dilerim ki halklar arasındaki bu çatışma ortamını körükleyen ipe sapa gelmez olaylarla insanlar galeyana gelip kışkırmaz. Çünkü barış ve huzur ortamına hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.. Barışı inşa etmek elimizdedir, yeter ki cevaz vermeyelim insan dışılıklara.
Yüzyıllardan belki de binyıllardan bu yana tartışılagelen bir konu özgürlük sorunu. Anlaşılacağı üzere bu kadar süre tartışılması onun bir hayli çetrefil bir konu gibi görünmesi anlamına gelmemeli. İnsan doğamız basit olanı karmaşıklaştırmada oldukça hünerli. Kurgulayan, uyduran, körü körüne savunan yanlarımız öyle ağır basıyor ki. Bu yönlü bir tavrı sergileyenler, hani neredeyse yaşamdan kopuk, kendi söylediklerini kendileri bile anlamayan, ”söz”ün içinde umarsızca dönenip duran bir güruhu çağrıştırıyor bana.
Özgürlük konusuna yaklaşarak kotarabilirsem derli toplu bir açılım sunmaya çalışacağım.
Var olan her şey, insanla ilişkilendirilmelidir. Evrendeki her şey insan için ve insana dairdir. İnsanın dışında ve ondan bağımsız gerçekleşen, ayaklarımızı yere bastığımız bir “yaşam” var kuşkusuz ve insan yaşamın içinde var olmak için savaşım verir. Yaşamda her şey, hiç durmaksızın akıp gitmektedir. İnsanoğlu bu akış içinde olan biteni “anlamak” için “durup” düşünmek zorundadır. İşte yaşamın bu hiç durmaksızın hareketliliği karşısında, insanın bir an için bile olsa bu olan biteni anlamak çabası için durup seyre dalması, onun yaşamın gerisinde olduğunu gösterir bize. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Yaşamın devrimciliği, insanın devrimciliğinin bir adım önündedir her daim.
Özgürlük sorununu, insanın “durup” düşündüğü bir etkinlik alanı bağlamında, yaşamın hareketliliğinden sıyırıp bir an için kavramaya çalışalım.
Özgürlüğü var olan egemen statükocu yapıların baskısından bağımsız olarak ele almak pek mümkün görünmüyor. Çünkü dünyadaki var olan yapı; şiddet, sömürü ve savaşlar üzerine oturmuştur. Ülkelerdeki polis devletine doğru gidiş, sanıyorum bunun en somut göstergesidir. En ufak bir demokratik hak arama eyleminde (örneğin bir basın açıklamasında) bile vatandaşlara gösterilen tahammülsüzlüğü herkes kör kör parmağım gözüne görmektedir. Ama asıl sorun işte tam da bu noktada başlamaktadır. Tepkisiz, duyarsız ve suskun bir topluma doğru gidiyoruz ne yazık ki. Irak’ta daha birkaç ay öncesine kadar hemen her gün onlarca insan ölüyordu ve bizler televizyonlarda bu haberleri, ölenler sanki bilgisayar oyununda imiş gibi, hiçbir şey yokmuşçasına, kanıksamadan öylesine izleyip geçiyoruz. Asıl tehlikeli olan bu işte, duyarsızlaşmak!!!
Peki özgürlük sorununu, yukarıda bahsi geçen “duyarsızlaşmak”tan bağımsız düşünebilir miyiz? Hrant Dink’in öldürülmesini, özgürlük sorunsalından ne kadar ayrı tutabiliriz? Yahut Tuzla tersanelerinde yaşanan ölümleri, açıklamak mümkün mü özgürlükten soyutlayarak? Trilyonlarca liralık yatların altında can veren asgari ücretli ne kadar özgürdür/özgürdü ki?
(…)
yeşili çin’den gelir bu kahkahanın
kırmızısı afrika’lardan
ve dünya dünya olur diyorum hey bekleroğlu
yaşamak yaşamak
gün gelir biz de görürüz yedi rengini deryaların
gün gelir biz de ölürüz hey bekleroğlu
yaşamak gibi güzel
süzüp süzüp güneşi bereketlerden
çin’den hindistan’dan amerika’dan(*)
yeşili çin’den gelir bu kahkahanın
kırmızısı afrika’lardan
ve dünya dünya olur diyorum hey bekleroğlu
yaşamak yaşamak
gün gelir biz de görürüz yedi rengini deryaların
gün gelir biz de ölürüz hey bekleroğlu
yaşamak gibi güzel
süzüp süzüp güneşi bereketlerden
çin’den hindistan’dan amerika’dan(*)
*Hasan Hüseyin Korkmazgil
Fotograf, deviantart
Devam edecek…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012




kürt yoktur, kart kurtlar vardır demişti bir aslan sosyal demokrat.
özgürlüğü anlatma denemenize şaştım doğrusu. kesin devletten maaşlı bir işiniz vardır öğretmenmisin yoksa
Ateşinsesi,
Son cümlenden başlayayım.Evet öğretmenim,ismim Murat Özhan ve maaşımı devletten alıyorum.Zaten profilimde de var.Sakıncası mı var?Bu bir.
İkincisi,yazılanlara dair dişe dokunur söyleyeceğin bir sözün varsa beri gel,amenna.Nerede neye katılmadığını,yazdıklarımdan alıntılar yaparak gel ki ne demek istediğini anlayabileyim.Yoksa böyle abuk sabuk,yuvaklak laflarla geçiştireceksen hiç uğrama..
Üçüncüsü,bir aslan sosyal demokratın Kürtlerle ilgili söyledikleri ile benim yazdıklarım arasında nasıl bir bağ kurdun?
Arkadaş,sen benim yazdıklarımı okudun mu allahaşkına?
Dördüncüsü,benim her şeyim açık.Bir de sen kendini ifşa et de kim olduğunu öğrenelim biz.
sevgili murat öncelikle beni uyardığın için teşekkür ederim, haklısın okumadım yazını çok gergindim özür dilerim.
bir bütün olarak yazında anlattığın bakış açısına bende katılıyorum, belkide içinden geçtiğimiz bu karanlıklar bizi böylesi geriyor.
umudun yaşaması çocukların gülmesi dileğiyle.
sevgimle
Sevgili Beyrek,
Böylesine acı zamanları ve ölümleri geçirdiğimiz bu günlerde aslında bir şeyler söylemek dahi ne kadar zor değil mi…
Bazen insan sözün bittiği yere geliyor… Ya da ben öyle hissediyorum bilmiyorum…
susmak ve hiç konuşmamak sadece şiir okumak …
Ve okuduğum defalarca okuduğum bir şiiri seninle paylaşmak istiyorum…
SAVAŞTA ÖLENLER
Her yer tıklım tıklım ölü
Acı boğacak beni boğacak beni
Otlar yalnızlıktan kupkuru
Ama suçlu ben değilim ben değilim
Katillerle bir olmadım olmayacağım da
Özgür kalacağım işte böyle bir başıma
Ve insanoğluna bundan sonra da
Ne ölüm dokuncak ne dirim.
Paul ELUARD
sevgiler…
Mehaba,
Söylenebilecek aslında ne çok şey var…sözü Refik Durbaşa bırakmak sanırım daha doğru olacak…
OĞLUM ÖLÜM
Tenim kurudu hasretinden
sulara adamıştım senin
sulardan narin bedenini
gözümde yaş kurudu oğul
Göklerin poyrazına
bağışlamıştım senin
ölümünü, benim ecelimi
bağrımda taş kurudu oğul
Ateşin rahminden çalmıştım
benim ihtiyarlığımı, senin
sevdalara kurban ömrünü
yaşmağımda kan kurudu oğul
Vazgeçtim ben ecelimden
sen de gel vazgeç bugün olsun
hayın ölümden, zalım ölümden
canevimde can kurudu oğul