Toplam okunma 990
ana sayfa > deneme > Özgürlük-2

Özgürlük-2

Cumartesi, 01 Kas 2008 yorum ekle Go to comments

Murat ÖZHAN

ÖZGÜRLÜK-2

Aslolan yaşamaktır. Her ne olursa olsun her daim yaşatmaktır insanı, öldürmek değil. Ölüm pratiğinden hareketle yaşamı kurmak yahut özgürlüğü savunmak aklın havsalanın alacağı bir tahlil değil. Rosa Luxemburg’un özgürlüğe dair sevdiğim bir sözü var:

Asıl özgürlük, başkaları gibi-herkes gibi-düşünmeye mecbur olmama özgürlüğüdür.” der. Ceberut uygulamaların ve tartışılmaz tek tipleştirilmiş düşüncelerin cirit attığı toplumlarda gerçek demokrasi ve “herkes için”özgürlük filizlenebilir mi?  Salt başka bir dinden, etnisiteden, dilden, renkten, düşünceden diye bir insanın öldürülmesini, dışlanmasını, ötekileştirilmesini meşru kılmak doğru mudur ve özgürlükle bağdaşır mı tüm bunlar? Şayet meşru ise ve özgürlükle bağdaşır diyorsanız, biz “düşünen”, ”akıllı” insan soyunun vahşi hayvanların dünyasından bir farkı kalır mıydı? Şiddeti olumlayanlar, yarın bir gün aynı şiddetin kendilerine de uygulanabilirliğini sorgusuz sualsiz kabullenmiş olurlar. İşte özgürlük, ”Kendine yapılmasını istemediğini, başkasına yapma.“ veciz sözüyle sanıyorum yerli yerine oturuyor bu noktada.

Ben önce insanım. Benim için diğer tanımlama ve konumlandırmalar sonra gelir. Çünkü her tanımlamanın eninde sonunda bir kısıtlama getirdiğini ve her kısıtlamanın da ister istemez bizi insan doğalarımızdan uzaklaştırdığını düşünüyorum. Zaten özgürlük ve “sınır” yani “kısıt” birbiriyle örtüşen kavramlar değil. Günümüz içre dünyamızda, bize giydirilen düşünce, nosyon ve eylemlerle hareket ediyoruz. Yaşantımız, başkalarının ipoteği altında sanki ve bu eğreti yaşamlarımızı, başkalarınca belirlenmiş ve şahsımıza tahsis edilmiş çemberin içinde umarsızca dönenip durarak devam ettiriyoruz. Düşünce ve tavır dünyamız, taklitlerden ibaret adeta. Hep başkalarına bakıp onları yansılayarak yaşıyoruz. Gerçek özgürlüğe ise, bugüne kadar bize giydirilenleri külliyen reddedip yeni söylem ve pratiklerle ulaşabiliriz ancak. Bunun yolu da reddetmek ve “direnmek”ten geçiyor. Biliyorum hiç kolay değil ama bir yerden başlamak, hiçbir şey yapmadan oturmaktan aslında söylemeye bile gerek yok, şüphesiz ki daha evladır. Yüzyıllar öncesinden bize seslenerek hareketin önemine vurgu yapan Yunus’un şu sözlerine kulak verelim:

Çeşmelerden bardağın
Doldurmadan kor isen
Bin yıl dahi beklesen
Kendi dolası değil

Özgürlük anlayışımız da durduğumuz, yaşadığımız yere ,aldığımız kültüre göre şekillenmekte. Dünyaya gelişimiz, külliyen bir tesadüfler silsilesidir. Kendimizin bilinçli bir tercihi değil doğal olarak. Ana babamızı, dilimizi, dinimizi, ait olduğumuz etnik kökenimizi biz seçmedik. Hangi toplumun içine doğduysak onun kültürüne uygun yetiştirildik. Dolayısıyla bugün ben, bir Fransız ana babadan yetişip onların dilini konuşuyor yahut kilise veya havrada ibadetimi gerçekleştiriyor olabilirdim. Burada belirleyici olan, hangi toplumda doğduysak ister istemez onun kültürüne göre yetiştirilmemizdir.

Öfkelerim kadar küçük bu gece çığlığı
Düşlerim kadar büyük
Duygularım kadar karmaşık nasıl anlatsam
Çıksam şimdi çöl suskunu sokaklara
Dallara yürüyen sular gibi çıldırsam
Baharı muştulamak adına kapılar çalsam
Hangi ana böler ki uykularını
Özgürlüğü yeryüzüne bayrak yapsam
(…)
Adnan Yücel

Devam edecek…

Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012

  1. nihal umutlu
    Pazartesi, 03 Kas 2008 zamanında 10:20 | #1

    Murat dünyaya geliş yerimiz ve biçimimiz kendi seçimimiz değil haklısın…tamamen tesadüf…seçme olanağımız yok…Ve nerede doğduğduysak o kültüre göre yetiştiğimiz de doğru olabilir, doğduktan sonra farklı kültürlerden faydalanmasını bilsekte…
    Fakat özgürlük anlayışımızın olduğumuz yere ve aldığımız kültüre göre biçimlenmesi bana göre değiştirilebilinir…
    En azından kendi özgür irademizi kullanabildiğimiz andan itibaren alacağımız farklı kültür eğitimleri ile birlikte özgürlük adına bir çok şeyi etrafımızda olmasada kendimizde değiştirebiliriz ki
    Bence bu böyle de olmalı…
    Dediğin gibi hepimiz ilk önce insanız ve insanda kullanabildiği sürece en akıllı varlık…
    Bu aklı doğru ve faydalı kullanabildiği sürece yapamayacağı, öğrenemeyeceği bir şey yok…
    “Gerçek özgürlüğe ise,bugüne kadar bize giydirilenleri külliyen reddedip yeni söylem ve pratiklerle ulaşabiliriz ancak.Bunun yolu da reddetmek ve “direnmek”ten geçiyor. biliyorum hiç kolay değil ama bir yerden başlamak…” dediğin cümlene katılıyorum…
    öNEMLİ OLAN O BİZE ÖĞRETİLEN DEĞERLERİN DIŞINA YANİ ÇEMBERİN DIŞINA ÇIKMAK…
    Bunun için cesaret gerekiyor haklısın, çizilen çemberlerde yaşamak o kadar kolayken, açık denizlere çıkıp dalgalarla boğuşmak…Ama o kadar güzelki…
    bunun tadını bilenlere… önemli olan ödenecek bedelleri kabullenmek…
    O dalgaların sonunu engin maviliği hatta mavinin yeşile döndüğünü başka nasıl bileceksin…
    Annem bana hep derdiki “Sen illaki elini yakacaksın… Kızım sana soba sıcaktır diyorum, ama gidip yine elini sürüyorsun…”
    Evet sürerim….
    kendim öğrenmeliyim, kendim bilmeliyim ha tecrübeden faydalanmak gerekmez mi? tabii ki gerekir ama devamlı tecrübelerin çemberinde kalırsak elimiz yandıktan sonraki sürülecek ilacı kim ve neden bulacak?
    Dediğin gibi, yunus’un dediği gibi hareket önemli…
    Uzakta göz kırpan yıldızlar önemli…
    Sevgilerle

  2. Pazartesi, 03 Kas 2008 zamanında 17:56 | #2

    Yorumum,bir yorum sınırını aştığı için anasayfaya taşıdım.
    Sevgilerle Nihal..

  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları