Özgürlük-3
Murat ÖZHAN
ÖZGÜRLÜK-3
Bilgisini artıran, acılarını artırır.
Hint atasözü
Kapitalist sistem içre arzı endam eden tüm uygulamalar, bize rağmen bizim inisiyatifimiz dışında gerçekleşiyor ne yazık ki. Sistem içre tercihler, kendimizin özgürce tercihleri değil. Bize “arz edilenlerle” yetinmek zorunda bırakılıyoruz. Her şeyin alınıp satıldığı bir dünyanın tercihleri bunlar. Öyle ki, tek geçer akçenin kar hırsı olduğu bir dünyanın içinden geçiyoruz şu anda.
Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
Bilmiyoruz neden kavga. (Gülten AKIN)
”Alıyoruz ve satıyoruz”un dili, “Seni seviyorum. Çünkü insansın.” düşüncesinden fersah fersah uzak bir anlayışı işaret ediyor. Bu yapının dili, insandan dolayısıyla iletişimden yoksundur, uzaktır. Tek yönlü bir akış vardır bu dilde. İtaati başat kılan, buyurgan eda hemen sezilir. Egemen yapının dili şöyle der: “Siz aciz varlıklarsınız. Oturun oturduğunuz yerde. Sizi gidiler. Düşünülecekse biz düşünürüz sizin yerinize. Bir şey yapılacaksa biz yaparız yerinize. Bizim izin verdiğimiz ölçüde özgürsünüz.”. Bu hezeyan, kesintisizce ve inatla pompalanıyor zihinlerimize.
İnsan doğamızın bütün kirlenmişliklerinden, açmazlarından nasıl kurtulacağız? Her türlü şiddeti, insanlar arasındaki eşitsizliği, itaati, sömürüyü, savaşı, ikiyüzlülüğü reddetmeyip buna karşıt bir hareket tarzı geliştiremezsem farkına varmadan mee demeye doğru gittiğimi bilecek miyim acaba?
Adamın biri, bilgeliği ile ün salmış olan kralın yanına gider. Krala şunu sorar: ‘Efendim söyleyin bana hayatta özgürlük var mıdır?’
Kral ‘Elbette’ der, ‘Kaç bacağın var senin?’
Adam soruya şaşırarak ‘iki efendim’ der.
Kral ‘Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin?’
‘Elbette’ diye cevap verir adam.
Kral ‘O halde hangi bacağının üstünde duracağına karar ver.’
Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir.
‘Tamam’ der kral ‘Şimdi öteki bacağını da kaldır.’
Adam şaşırır, ‘Bu imkansız kralım’ der.
‘Gördün mü?’ der kral ‘Özgürlük budur.
Sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan sonrasında değil.’
Bu küçük öyküde anlatılan olaydaki kralın çıkardığı kıssadan hisseyi aynen ve hiç sorgulamadan benimseyecek miyiz? Özgürlük anlayışımız, bu fasit daire içinde mi dönenip durmalı? İlk karardan sonra aldığımız karar/kararlar, niçin bir başkasıyla, ötekiyle ortaklaşmasın? Kralın deneyini ters yüz etmek elimizdedir. Yeter ki, ellerimizi diğer ellerle birleştirebilelim. İki ayağımızı da kaldırabilir, parende de atabiliriz.
Özgürlük, yanı başımızdaki açın halini asla görmezden gelmek değil. Tam tersine, insan olabilmelerimizin ön koşullarını her daim canlı kılabilmektir.. Yani özgürlük, yanı başındakine omuz vermektir, insanca yaşamdır, dayanışmadır, örgütlülüktür. O halde insanca yaşamın önkoşullarını işe koşacak mücadeleyi bir an önce örmenin olanaklarını yaratmak elzem değil mi? “Herkes için” özgürlük ve ekmek taleplerine karşı geliştirilen sistem madrabazlarının avaz avaz kara propagandalarına bel bağlamadan, bu minvalde örgütlü mücadeleyi, direnmeyi yaşamın temel taşı ve nirengi noktası yapmak bir ödev olmalı bizler için..
Özgürlük dahil tüm düşünceler, özünü yaşamdan alır. Yaşamdan beslenmeyenin sonu, çürümedir, yozlaşmadır. Bağdaş kurup oturmak, hareketsiz kalmak yıkar insanı. Yok oluşunu hazırlar adeta. Oysaki yürüyüş eyleyen, hareket eden her daim biraz daha ileriye gider ve yaşamın içinde yer alır.
Özgürlüklere ve insanca yaşama giden yolda, her daim yürümeli…
Bitti.
Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012



Kapitalist çağda, burjuvazinin gök kubbeleri arasında özgürlüğe sahip çıkmak, bu kavramlar kargaşasında ideolojilerin yetmezliğinde,tarihlerin kirli ve temiz kalmış yönleriyle zor. Çünkü, önümüzü kirlete kirlete yürüyorlar.
Çok güzel yazmışsın, çok güzel tanımlamışsın, duygularım(a)ıza tercüman olmuşsun diyebilirim.
Ama özgürlüğü tanımlarken biraz da bilinçlerimizi, biraz da emeğimizi ve zorunlulukları koymakta fayda var. Yoksa o Kral’ın özgürlük anlayışı bizim “özgürlük” anlayışımızla örtüşmüyor. Örtüşemez de!
Örneğin kuşların kanatları vardır diye ve istedikleri her yere uçabiliyorlar diye “o kuşlar”a özgürlerdir diyebilir miyiz? Hayır! Çünkü sen de bilirsin ki, bir bilinci ve ortaya salt olarak koyduğu bir “emek” yoktur.
Özgürlük zorunluluğun kavranmasıdır da diyebiliriz sanırım.
Ama ne mutlu ki, bilinç ve irademizle özgürlüğe – emeğin kutsallığına – insana – kolektif yaşama inanan insanlar var. Varsın!
Ne mutlu sana!
Sevgili yeraltındanotlar,
Dediğin gibi,özgürlüğü bilinç,emek ve zorunluluktan soyutlayarak açıklamak mümkün değil.
Bu konuya dair,bu yazı dizisinin “Özgürlük-2′ye Ek” başlıklı bölümünde,sevgili Nihal’in yorumuna yanıt verirken dilim döndüğünce vurgu yapmıştım.
http://www.olhayat.com/deneme/ozgurluk-2ye-ek/
Yüreğinin güzelliği sözlerine şavkımış arkadaş.Katkın için teşekkür ediyorum.
Sevgilerle..
Sevgili Murat,
Evet bizler bilinçli irademizle özgürlüğe inanan, ona göre davranmaya çalışan, hatta bu yolda kendi yapabildiği kadarıyla daima yürüyenler olarak ve emek, emekçiler için savaşmaya, bu yolda sistemli şekilde örgütlenmeye inanmış kişiler olarak hep birlikte senin bu güzel yazılarına teşekkür ediyoruz…
İnsanca yaşama giden yolda, sevgiyle birlikte atan kalplerle el ele vermeyi amaç edinmiş olan ben, senin bu düşüncelerinin, yaşam dileklerinin her zaman arkasında ve yanındayım…
Benim yazımında başlağından bir alıntı yaparak özgürlük sorumluluktur aynı zamanda diyorum ve bu sorumlulukta gereken tüm üzerime düşenler için hazır olan edayla bende, “iyi ki sizler varsınız ” diyorum…
sevgiler sana…
Sevgili Nihal,
Her şeye rağmen,yaşamdan beklenti yerine her daim ona karınca kararınca katkı sunmaya gayret eden sizin gibi emekçilerin,sanatçıların,dostların,yürek işçilerinin varlığından haberdar olmak,inanın beni gönendiriyor.
Güzel sözlerin için teşekkür ederken ben de paylaşmak,özgürlüğe götürür diyorum.
Dostluk ve muhabbetle..