Tembellik Hakkı / A. Murat Özhan
Tembellik Hakkı / A. Murat Özhan
Okullar tatil olunca, yoğun bir çalışma temposunun ardından biraz ara vererek dinlenmenin keyfini çıkarıyorum.
Teşbihte hata olmaz derler ya, Lafarque’nin “Tembellik Hakkı”nda savunduklarıyla birebir örtüşen bir tutum içindeyim. Gerçi bu arada, yeni şiir kitabımın hazırlıklarını, o kadar hummalı olmasa da, aşama aşama tamamlıyor, eksiklik ve düzeltmeleri kaydediyorum. Yaklaşık bir yıllık bir emeğin ürünleri olan bu şiirler, bir aksilik yaşanmaz ise, mayıs veya haziranda yayımlanarak okuruyla buluşacak.
Yazma süreci, benim için adeta bir sağaltım aracı, bir terapi. İnsanların birbirine fersah fersah uzak (!) olduğu bu şehir cangılında, rahatlama ve iç dökme niyetine karaladıklarımız, denizde bir damla kabilinden. Yazma işiyle haşır neşir olanlar gayet iyi bilirler bunu.
Yazma çok zor bir beceridir ve bu beceri deneye deneye elde edilir. Tasarladıklarınızı, meramınızı karşınızdakine yanlış anlamaya mahal vermeyecek şekilde derli toplu anlatmak hakikaten bir maharet ister. İşin bu kısmı bir yana, yazının benliğidir bizi asıl etkileyen. Bir bakıma her yazıya, metne o yazıyı kaleme alanın kişiliği sinmiştir. Neredeyse o ana kadar yaşadıklarının bir bileşkesi dile gelir yazdıklarında. Yazımız, aynamızdır ve yazıp çizdiklerimizin sınanması paylaşımdan geçer. Paylaşım olanağı olanın, yaşama şansı vardır ve paylaşıldıkça da yürekten yüreğe mesafeler kısalır.
Paylaşmanın erdemine inanan biri olarak üzerinde durduğum ve ilerleyen süreçte blogda yayımlayacağım bir iki çalışmadan kısaca söz etmek istiyorum.
Yol ve yolculuk metaforunun benim için ne ifade ettiğini çözümlemeye çalıştığım bir deneme üzerinde şu an son düzeltmeleri yapıyorum. İkinci olarak argoya dair yazmayı tasarladığım ve yazı planını çıkardığım bir çalışma var. Toplumumuzda argoyla ilgili yalan yanlış birtakım kanılar hayli yerleşmiş görünüyor. Toplumdaki bu genelgeçer yargıyı hasbelkader değiştirme ihtiyacından doğan bu yazı vücut bulur bulmaz blog sayfalarında yerini alacak. Üçüncüsü, Anadolu’da oldukça sık kullanılan alkış ve kargışlar(beddua, ilenç) dikkatimi çekiyor. Bu konuda bana ilham veren ise, halamın sevmediği kişiler için kullandığı “Gorunda dik oturasın.” kargışıdır. Halkımızın hangi olaylar, durumlar karşısında nasıl bir söz dağarıyla dile geldiğini anlamak epey ilginç olacaktır diye düşünüyorum.
Bugün 10 kez okundu. Son okunma tarihi, 23 February 2012



Aman ne kadar güzel murat heyecanla bekliyorum… Hem kitabını hem de paylaşacağın yazılarını…
Haklısın yazmak o kadar farklı bir şey ki…. insanı kopartan, alan, giden, geri getiren, sorular sorduran, cevapları beğenmeyen bir şey… Benim böyle bir merakım olduğu için ve hasbelkader yazabildiğim için çok şanslı ve ayrıcalıklı hissediyorum kendimi. Sen ki son derece ayrıcalıklı bir insansın…
Kolay gelsin… Sevgiler