Toplam okunma 3.804
ana sayfa > deneme > Yaşam ve Erdemli Olmak / Murat Özhan

Yaşam ve Erdemli Olmak / Murat Özhan

Çarşamba, 04 Şub 2009 yorum ekle Go to comments

YAŞAM VE ERDEMLİ OLMAK / Murat ÖZHAN

Günümüz dünyasında insanî değerlerden çok ciddi anlamda bir kopuş yaşadığımızı düşünüyorum. Şöyle bir arkaya dönüp baktığımda, karşımda yozlaşma, şiddet, kendini bilmezlik, gemisini kurtaran kaptan mantalitesi, adam sendecilik, diz boyu… Marka kültürüyle yatıp kalkan, bencillikten bir hayli nasibini almış, hakkını aramayı bilmeyen (hoş biz büyükler içinde daha çok ya neyse), kendi kültürüne yabancılaşmış bir kuşak yetişiyor.

Fazla uzağa gitmeyelim. Ben bir öğretmenim. Hemen her gün sınıflarımızda (En azından ben kendi adıma söyleyeyim) dürüstlüğü, arkadaşlığı, dayanışmayı, yardımseverliği, fedakârlığı kısacası erdemli olmayı yani “insan olmayı”, fırsat eğitimi çerçevesinde vermeye çabalarken gel gör ki öğrenci okulun dış kapısına adımını attığı andan itibaren yaşamın tüm acımasızlıkları, çirkinlikleri, çirkeflikleriyle yüz yüze geliyor.

Burada eksik ve çelişkili olan, yolunda gitmeyen bir şeyler var. Yani yaşamın somut, acı gerçekleri ile eğitim müfredatı arasında zıtlık var. Gerçekte bu, ülkelerin uyguladıkları ekonomik ve sosyal politikalarla doğrudan ilgilidir. Şimdi siz bir yanda dürüstlükten, insaniyetten dem vuracaksınız ama öte yanda “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” kapitalist-liberal söylemleri kullanarak ve bunları uygulayarak en acımasız koşullarda insanlarınızı yaşamaya reva göreceksiniz. İşte zaten tıkanma da bu noktada başlıyor. Siz istediğiniz kadar sınıfınızda yırtının şöyle olun, böyle yapın, insani değerler şöyledir diye. Eğer “söylediklerimizin” yaşamda bir karşılığı yoksa daha doğrusu ağzımızdan çıkan sözler, yaşanılır kılınamıyorsa boşa kürek sallanıyor demektir bir bakıma. Bu da evde, işyerinde, sokakta mutsuz insanlar demek.

Bu noktada elbette ki şunu vurgulamak elzem sanırım: Her şeyi ama her şeyi belirleyen, mihenk taşına vurmamızı sağlayan tek ölçüt var: “yaşam”. Birçok insan “söz söylemek”e gelince laf ebeliğinde ne kadar mahir olduğunu gösterirken, iş, o söylediği sözü uygulamaya gelince ne yazık ki apışıp kalıyor. Diyelim ki yardımsever olduğunuzu her fırsatta ve koşulda “dile getirirken” yardıma muhtaç, aciz bir insana omuz vermeyişiniz sizin tutarsız bir yapınızı göstermenin ötesinde erdemli olmayışınızı da örnekler. Buradan hareketle söz ve eylem birliği her şeydir. Ötesi hiçbir şeydir. İşte erdemlilikse, insan olmaksa; işte yaşam da orada. Yanı başımızda.. Düzeltmeye, kurmaya niçin önce kendimizden başlamıyoruz? Hiç olmazsa insanın kendine karşı dürüst olması bu kadar zor mu? Ah o maskelerimizi bir atabilsek, belki de üzerimizde taşıdığımız o gereksiz ağırlıktan da kurtulabileceğiz.

Sözün sonu Nazım’dan: “Kararmasın yeter ki / Sol memenin altındaki cevahir.”
O cevahir sönerse yaşamın anlamı kalır mı ki?

Bu can alıcı soruyu salt yanıtlamakla kalmayıp sözlerimizi yaşam denen mihenk taşına vurduğumuz,yaşamın tam göbeğinde olduğumuz ölçüde yaşamak anlamlı hale gelecektir.

Bugün 2 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012

Categories: deneme Tags: , ,
  1. NİHAL UMUTLU
    Perşembe, 05 Şub 2009 zamanında 15:07 | #1

    Sevgili Murat,

    Güzel yazını okudum…
    Yaşadığımız çağlardaki insani değerlerden yaşadığımız boyut korkunç aşamalarda haklısın…insan çağlar boyu soylu bir varlık olarak tanındı.
     Akıl denen üstün güç insana bağışlandı ve bunu en olumlu biçimde kullanması, kendine yaraşır davranışlar göstermesi beklendi…Ya da bekleniyor.
    Her akıllı insan bunu  yapabiliyor mu? Ya da her akıllı insan erdemli insan mıdır?

    Erdemli insan nasıl olmalıdır? Bunlara verilecek cevapları değil düşünecek, önem verenler bile yok artık günümüzde…Kısa deyimle erdem “Benzerine iyilik etmektir.”aslında.

    Akıl başka şey, erdem başka şeydir. Akıllı insan her zaman iyi insan olmayabilir. Ama erdemli insan her zaman iyi insandır. Çünkü erdem iyilikle eş anlamlıdır. Akıl kimi zaman kötülüğe yöneltilebilir. Para hırsı, büyüme hırsı, yükselme hırsı akıllı insanı şaşırtabilir. Erdemli insan ise bu gibi şaşkınlıkların üstündedir.

    Ama ne yazık ki erdem, dünya yüzünde çoğu zaman azınlıkta kalmıştır.
    Kötülüğün karşısında yenik düşmüştür her çağda. Bir yazımda da verdiğim örneği tekrarlayayım burada…
    Bernard Shaw’un dediği gibi “Dünya erdemlileri sevmemiştir.” Ve egemenlik erdemsizlerin eline geçmiştir. Çağlar boyu…

    Ve ne yazık ki İnsanlık bu günde daha onurlu, daha yüksek bir düzeyde değildir.
    Teknoloji büyük ilerlemeler gösterdiği halde aktörlerde böyle bir ilerleme olmamıştır.Kuşkusuz günümüzün dünyası eski dünya değildir.Ama insanlar eski insanlardır.
    İnsan insanlarla, devletler devletlerle, düşünceler düşüncelerle kanlı bıçaklı savaş halindedir. Özgürlük diye diye, özgürlük ortadan kaldırılmakta, adalet diye diye, adaletin ayaklar altına alındığı günlerde yaşıyoruz…

    Haklısın o “cevahir”, o “kırmızı elma” sönerse hiçbir şeyin ne anlamı kalır ki… diyebiliriz … Ama bir de  onun gerisinde bıraktığı eserlerde yaşayanları düşünürsek… Başka şeyler de diyebiliriz sanırım… Kim bilir…
    Ne dersin?

    Sevgi seninle olsun….

  2. Perşembe, 05 Şub 2009 zamanında 22:58 | #2

    @NİHAL UMUTLU

    Nihal, yorumdan ziyade bir yazı bütünlüğünde buraya aktardığın düşüncelerin için teşekkür ediyorum. Zihnine sağlık ola..

    Düşünmek, her ne kadar insana vergi bir fiil olsa da, insan için uzun yüzyıllar boyunca zül sayılagelmiş. Çünkü sorgulamak, araştırmak, irdelemek, olayların ve düşüncelerin neden-sonuç ilgisini her daim gözetmek için birtakım zihinsel süreçlere ihtiyaç var. Bundan ötürü salt bizde değil tüm dünyada halklar, yönetimlerini baki kılmak isteyen egemen güçlerin çeşitli atraksiyonlarına, ayak oyunlarına maruz kalmışlardır. Ceberut yönetimler, insanları sağlıklı düşünme yetisinden mahrum bırakarak el bebek gül bebek bugünlere gelmişlerdir.

    İnsanlığın bugüne kadar geldiği aşamayı gözümüzün önünden şöyle bir film şeridi halinde geçirirsek neler akmaz ki? O akışta bağnazlık, kan ve vahşet de var; aydınlık, paylaşım ve sevgi de var. Kan ve vahşetin insanlığı nerelere sürüklediğini tarih bize gösterdi: yıkımlar, yıkımlar, yıkımlar…

    Öte yanda, insanı insan eden değerler de vahşetin uygulamalarıyla at başı gitti. Emeğin değerleri, uygarlık alanında serpilip boy verdi. İnsanlığın ortak kültür mirası, bugüne kadarki kat ettiği mesafeyi, neredeyse elimizin tersiyle bir kenara ittiğimiz emeğin değerlerine borçlu.. Bugünkü bilgi, görgü ve deneyimlerimizi, bizden önce yaşamışlara borçluyuz. Şüphesiz ki, her daim ihtiyacımız olan insanlık değerlerine yılmadan, inatla ve dirençle sarılıyoruz. Zaten böyle olmasaydı, şu anda senin ve benim gibilerin kaleminden böyle sözler dökülmezdi bu ak sayfalara. Bizlere bunu söyleten bir yürek, bizde öyle bir inanç var ki, gelecek güzel günlere olan umudumuzu hâlâ taptaze içimizde barındırabiliyoruz.

    Sevgili Nihal, yorumunda dile getirdiğin akıl ile erdem arasındaki gidiş gelişlere girmek istemiyorum; ama erdem, “Benzerine iyilik etmektir.” düşüncesine hiç tereddütsüz katılıyorum. Gerçi, olumsuz anlama çekilebilecek bir yargıyı içinde taşısa da (Şimdi, bu cümlenin içerdiği anlamı insana uyarlasam tamam deyip bir çırpıda geçerim. İnsan dışındaki bir varlık için, örneğin hayvanlar için söylesem, cümlenin mantığı açısından kabul etmemem gerekir. Çünkü insan ve hayvan; düşünceyi, eli, emeği kullanma becerileri açısından birbirlerine benzemezler) ben olumlu tarafından bakarak verdiğin bu cümleyi biraz şöyle değiştirerek tekrar yazmak istiyorum:

    “Erdem, benzerine de benzemezine de iyilik etmektir.”

    Kendiyle barışık olmayan bir insan, çevresiyle, doğayla uyum içinde yaşayabilir mi hiç? İnsanın bir özsaygısı olmalı ki diğer varlıklara da aynı seviyede yaklaşabilsin. Sanıyorum erdem, yine geldi “Kendin ol” anlayışına dayandı. “Kendin gibi olmak değil.”, dikkat edile tastamam “Kendin ol.” dedim. Zira kendi olmak zordur. Belli bir iç tutarlılığı, söz ve eylem birlikteliğini şart koşar. Zaten birçoğumuzun kaybettiği nokta da burası. Lanet olası o iç dengeyi bir türlü kuramıyor, çelişkilerimizin burgacında dönenip duruyoruz ne yazık ki…

    Tutarlı, onurlu ve insanca bir yaşamın olanakları geçmişte de vardı, halihazırda yine var sevgili Nihal.Onurlu bir yaşam uğruna, Hallac-ı Mansur, Nesimi, Şeyh Bedrettin, Börklüce, Pir Sultan Abdal, Spartaküs, Galilei, Bruno, Deniz Gezmişler gibi inanç, azim ve yürekleriyle egemen şer odaklarına kafa tutup darağacına gönderilenleri, salt bilimsel düşünceyi savundukları için ortaçağın engizisyon mahkemelerinde yargılanıp yakılanları düşünelim hiç değilse biraz. Bu insanlar ne pahasına canlarını feda etmişlerdi? Onları böylesi bir acı sona sürükleyen neydi? Öleceklerini bile bile söylediklerinin arkasında nasıl böyle dik durabilmişlerdi? Onlar da herkes gibi bir can taşırken onları “herkes”ten farklı kılan neydi? 

    Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün. Mümkün ama üretilen sorular üzerine yeknesaklıktan silkinerek biraz da kafa yormak ve tutarlılığımızı ise asgari düzeyde muhafaza ederek mutlaka yaşamla ilişkilendirmek, bizden önce yaşamışlara olan vefa borcumuzu bir nebze olsun ödemek demektir sevgili Nihal.. İşte o zaman erdemli olmanın gereği yerine getirilmiş olacaktır kanımca. Yoksa, masa başı sohbetlerinde kitap tokuşturup erdemin bahşettiklerinden bahsetmenin “söz üstü az söz” den aşağı kalır yanı yoktur.  

    Rotamız, her daim yalancı gözlerden öteye…  

    Kararmasın yeter ki
    Sol memenin altındaki cevahir

  3. Perşembe, 12 Mar 2009 zamanında 18:35 | #3

    çok güzel bir yazı.

  4. Perşembe, 12 Mar 2009 zamanında 19:26 | #4

    Sağolasın sevgili hasbican.

    Sevgilerle..

  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları