Yürekten Dile Akan Bir Irmak: Adnan Yücel-1 / Murat Özhan
Aşk adına sesimi sürdüm namlulara
En büyük eylemleri söz eyledim
Adnan Yücel’in şiirine yani başlayanlara, başlayacaklara kılavuz oluşturacağını düşündüğüm onunla yapılmış bir söyleşiden de pasajları içermektedir bu yazı. Şu an elimin altında, okurken içimi buruk bir sevincin doldurduğu bir kitap var: “Aşkın ve Başkaldırının Şairi, Adnan Yücel”(1).. Çetin Yiğenoğlu’nun Adnan Yücel’le gerçekleştirdiği oldukça kapsamlı bu röportajdan bölümler vermeden önce, bu kitabın içeriğine ve şiir okuma edimine dair kendi değerlendirmelerimi kısaca sunmak istiyorum. Velhasıl röportajı sonraki yazıda aktaracağım.
Adnan Yücel, 24 Temmuz 2002’de yaşama veda ettikten sonra, Yurt Kitap-Yayın’ca basılan ve onu sevenlerinin, arkadaşlarının çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanmış yazılarından Mehmet Özer tarafından derlenen değerli bir çalışma bu kitap. Adnan Yücel’le ilgili derli toplu hazırlanmış bu çalışma, aynı zamanda onunla ilgili araştırma yapacaklar için de bir başvuru eseri niteliği taşıyor. Özgen Seçkin, Aydın Çubukçu, Yılmaz Yeşildağ, Ahmet Telli, Hilmi Haşal’dan Hüsnü Öndül, Veysel Çolak, Hasan Kıyafet, Remzi İnanç, Selma Ağabeyoğlu ve adını sayamadığım 52 yazara kadar değerli insanın görüşleri ve taziyeleri yer alıyor bu derlemede.
Bir şairi anlamanın en iyi yolu, şüphesiz ki onun eserlerini okumaktır. Aslında bu yargım, yazar, felsefeci, ressam, yontucu, müzisyen vb. gibi belli bir zihinsel üretimde bulunanların eserleri için de geçerlidir. Yani birinci elden kaynaklara ulaşarak onu takip etmek ve şayet bir yargıda bulunmak icap ediyorsa yargıda bulunmak, daha doğru açılımlar sunmamıza olanak sağlar.
Fakat bazen öyle durumlarla karşılaşırsınız ki salt şiiri okumak kâr etmeyebilir. O şiirin arka planında neler olduğunu, o şiirin, hangi koşulların ürünü olarak ortaya çıktığını öğrenmek, belki şiirin değerini sanatsal(estetik) açıdan artırmayacak ama bizim o şiirin hangi duyarlılığın neticesinde yazıldığını anlamamıza vesile olacaktır. Örneğin, Nâzım Hikmet’in “Beyazıt Meydanı’ndaki Ölü” şiirinin düz bir okumayla pekâlâ ölüm üzerine yazıldığını anlarız. Ancak, bu şiirin tarihsel arka planına indiğimizde görürüz ki, Nâzım, bu şiirini, 28 Nisan 1960’ta Beyazıt Meydanı’nda öldürülen üniversite öğrencisi Turan Emeksiz için kaleme almıştır ki böyle bir okuma tarzı, şiiri daha anlamlı kılar.
Bir şairi enikonu anlamamıza yardımcı olacak bir başka yol da, varsa onunla yapılmış söyleşi ve röportajlardan yararlanmaktır. Şiirin dehlizlerine yolculuğu, söyleşiyi yapanın sorularıyla şairin kendi ağzından dinlemek de bir bakıma o şairin şiir dilindeki kodları çözmemizde yadsınamayacak etkendir.
Adnan Yücel, “Aşkın ve kavganın şairidir.” tanımlamasına tıpatıp denk düşer ve bu betimleme de ona çok yakışır.
Bu iki kavramın (aşk ve kavga) yan yana anılması belki ilk anda garipsenebilir. Ama bunu slogancılığa düşmeden biçemiyle, kendine özgü sesiyle ortaya koyan şair sanırım bir elin parmaklarını geçmez. Bu konuda verilebilecek en aşikâr örnek, Nâzım’dır. Nâzım’ın hemen hemen tüm şiirleri, aşk ve kavganın birlikte örülmesine güzel örnektir. İşte Adnan Yücel, salt bu bakımdan bile edebiyatımızın köşe taşlarından biri bence..
O, kendine özgü sesi yaratarak çileli yolculuğundaki uğraklarda usul usul ama mütevazi bir eda ile şiir çiçeklerini bırakmış bir şair ise, bizler de o uğraklarda bırakılan çiçeklerin özünü umutla alan yolcularız..
- – -
(1) Aşkın ve Başkaldırının Şairi Adnan Yücel, Derleyen: Mehmet Özer, sf.81-93, Yurt Kitap-Yayın, 1.Baskı, 24 Temmuz 2003, Ankara
Devam edecek…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012



Bu güzel tanıtım için teşekkürler, selamlar.