Paul Celan, Yanık İzi
Görsel, kol
Yanık İzi*
Uyumuyorduk artık, çünkü hüznün saatiydi yatağımız
ve birer değnek gibi büküyorduk akreple yelkovanı,
ve onlar hızla yaylanıp kırbaçlıyorlardı zamanı
kan gelene kadar,
ve sen, gittikçe bastıran günbatımıyla konuşuyordun,
ve ben, on iki kez sen diye seslendim sözcüklerinle
ördüğün geceye,
ve gece açılıp, öylece kaldı,
ve ben, bir gözü onun kucağına bırakırken, ötekini
senin saçlarına taktım,
ve ikisinin arasından açık damarı uzattım fitil yerine-
ve genç bir şimşek, yüzerek yaklaştı.
Paul Celan
Çeviren: Ahmet Cemal
*Aşk Şiirleri(Seçki), Derleyen: Nurhan Kavuzlu, Kavram Yayınları, Birinci Basım, Ekim 1997, İstanbul
Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 03 September 2010




Pretty good post. I just found your blog and wanted to say
that I’ve really enjoyed reading your posts. In any case
I’ll be subscribing to your blog and I hope you write again soon!
çok güzel…gerçekten özellikle bu sıralarda kitap karıştıramıyorum şiir için ve senin seçtiklerin öylesine yerini buluyor ki…
içimdeki rüzgarların esintileri oluyor adeta ve ağaçların dallarını sallıyor, yağmurlar yağdırıyor hasatı toplanmış tarlalara, ortalığı mis gibi toprak kokutuyor…
Sarah,
For visit and your comment thanks.. You are very kind.
Sincerely…
Nihal,
Paul Celan da kendince, çözümü ihtiharda bulan şairlerden. Ölüm ve intihara dair iki bölüm halinde yazdığım bir deneme vardı “Yaşamak, Her Şeye Rağmen Güzel” başlığıyla. Orada şöyle demiştim:
Böyle değerlerin hiç hesapsızca göçüp gitmesini, aslında arkada kalanlara yapılmış bir haksızlık olarak düşünürüm. Kim bilir, yaşantımıza çok önemli katkılar sunacaklardı. Ama onlarsız, kendimi biraz daha eksik görürüm hep.. Tek avuntumuzsa, onlardan bize kalanlar.
çeviri şiir çok zahmetli bir iştir.bir romanı istediğin rahatlıkta çevirebilirsin.ama sıra şiire geldiğinde orada kalırsın.her çeviri şiir okuduğumda can yücel’in “hamlet” çevirisi gelir aklıma.
şiirin aslı şöyledir:
“tired with all these, for restful death i cry,
as, to behold desert a beggar born,
and needy nothing trimm’d in jollity,
and purest faith unhappily forsworn,
and guilded honour shamefully misplaced,
and maiden virtue rudely strumpeted,
and right perfection wrongfully disgraced,
and strength by limping sway disabled,
and art made tongue-tied by authority,
and folly doctor-like controlling skill,
and simple truth miscall’d simplicity,
and captive good attending captain ill:
tired with all these, from these would i be gone,
save that, to die, i leave my love alone.”
orta duzeyde ingilizcesi olan şiiri kendine göre çevirebilir şairin dediğinden sapmadan.oysa can yücel bunu seçmemiş ve kendisine özgü bir yol seçmiş:
vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen’ e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var ya, o koyuyor adama.
ardından bu çevirinin alakalı alakasız bir sürü eleştiri almış.ve bu eleştirilere yanıtı da aynı hınzırlıkta olmuş:
“o shakespeare denen .o….c….* yazsaydi , o da aynisi yazardi “
yani demem o ki zor iştir çeviri şiir.ahmet cemal bunu şu anda Türkiye’de yapan en başarılı insanlardan birisidir.Paul Celan’ın bu şiiriyle ilk defa karşılaştım.Ahmet Cemal’in çevirisiyle tadından yenmez olmuş.bir şiir de benden olsun o zaman Paul’dan Paul’a sevgilerle..
“Say bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:
Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy’in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.
Ancak böyle varırdın adına, senin olan,
o şaşmaz adımlarla kendine yürüyerek,
savrulurdu çekiçler sanki bir çan kulesi
boşluğundaymış gibi senin suskunluğunun.
Ölmüş olan o şey senin koluna girer
ve işittiklerin de seninle birleşirdi,
üç olup giderdiniz geceyi katederek.
Beni de acı yap, acı yap beni.
Bademlerden say beni..”
Sevgili Kazım,
Türkiye’de çeviri şiir işini dişe dokunur anlamda yapan bir elin parmaklarını geçmez ne yazık ki. Bu anlamda, Can Yücel ve Ahmet Cemal’in hakkını teslim etmek gerek.
Bir başka dilden şiir çevirisi, imkansız değil şüphesiz. Öte yandan çeviri şiirin, kendi özgün dilindeki ses ve anlam olanaklarını yitirmemesi de mümkün değil. Çevirmenin kendinden bir şeyler katmadan düz bir çeviri yaratması mümkün. Ama kendi dilinin ses ve anlam zenginliklerinden yararlanarak bunu çevirisine yansıtanların daha başarılı olduklarını Can Yücel’in emeklerinden biliyoruz. Başka bir dile ait şiirin, çevrildikten sonra, çevirene ve çevrildiği dile içkin olduğunu söylemek abartı olmaz sanırım.
Buradan, hem çeviri ustalarımıza hem de Paul Celan’a, o güzel yüreklerinden akıp gelenler için sevgilerimi gönderirken sana da katkından ötürü teşekkür ediyorum Kazım arkadaş.