24 Kasım’ın Düşündürdükleri
Murat Özhan
24 Kasım’ın Düşündürdükleri
Bugün 24 Kasım.Adına,“öğretmenler günü” diyorlar.Türkiye’deki altı yüz bine yakın öğretmen arasında bu günün kendileri için ne anlam ifade ettiğine dair bir anket yapılsa acaba ne cevap verirlerdi doğrusu merak ediyorum.Bu tür günler,onların sorunlarının da bilinç düzeyine çıkarılması için iyi bir fırsat sunar bizlere aslında.
Öğretmenlik,hani denir ya hep kutsal bir meslektir diye,onun kutsallığı dokunulmazlığından,ulaşılamazlığından yahut ilahi bir güç olmasından kaynaklanmaz.Tam tersine yapılan işin öneminden,değerinden ötürü bu sıfat yakıştırılmıştır bu mesleğe ve şüphesiz ki işin gereğini icra edene.
Yüzyıllar öncesinden bize seslenen Yunan filozofu Sokrates:”Dünyada her şeye değer biçilir ama öğretmenin eserine değer biçilemez.” derken bir gerçeği işaret etmiyor mu?Yahut yine çağlar ötesinden, “Yeryüzünde öğretmenlikten daha onurlu bir meslek tanımıyorum.” diyen Sinoplu Diyojen,öğretmenlikle “onur” dediğimizi niçin bağdaştırmış acaba?Bu soruların yanıtlarını okuyanların zihinsel süreçlerine bırakmakla yetiniyorum şimdilik.
Eğitim-öğretim konusu on yıllardır ülkemizin kanayan bir yarası.Öğretmen açığından sözleşmeli istihdama,kalabalık sınıflardan eğitim-öğretim masraflarının velilerin sırtına yüklenmesine,hizmetli ve memurların özlük haklarından ders kitaplarının özensiz hazırlanmasına kadar bir dizi sorunlar yumağı,hala çözümlenememiştir.Üstelik sorunların çözümlenmesi bir yana,bu sorunlar artarak devam etmektedir.
Beri yanda öğretmenlerin Türkiye’deki yaşama koşulları,oldukça zor.Yabancı ülkelerle kıyaslandığında,gerek eğitim-öğretim alanındaki yeterlilikleri,gerek ekonomik gerekse özlük hakları devede kulak kalıyor ne yazık ki.Bu konuda Eğitim Sen’in araştırmaları,istatiksel dökümler gerçeği ortaya koyuyor.Yazı içeriğini sayısal verilere boğmak istemiyorum,merak edenler kendileri küçük bir araştırma yaparak bakabilirler.
Bildiğim bir şey varsa o da,uygulanan ekonomik politikaların,İMF reçetelerinin,yapısal uyum programlarının derde deva olmadığıdır.Uygulanan bu ekonomi politikaları yüzünden öğretmenler de fazlasıyla nasibini almıştır ve almaya da devam etmektedir.Sözleşmeli istihdam uygulaması,bunun en bariz örneğidir.İş güvencesinden yoksunluk demek olan bu istihdam çeşidi,İMF’nin “yeni dünya düzeni”ne uyum politikaları doğrultusunda gün gün yaşama geçirilmekte,öte yandan da eğitim emekçilerinin örgütlenmelerinin önüne geçilmektedir bu vesileyle.Çünkü süre kısıtlamalı sözleşme nedeniyle işten atılma,çıkarılma korkusuyla yaşayacak olan öğretmen,kendi haklarını aramaktan da imtina edecek.En nihayetinde,işte kalıp kalmaması,amirinin iki dudağının arasından çıkacak söze bağlı.İtaatkar bir insan seli yaratmak bu olsa gerek.Ne kadar acı bir durum.İyi yurttaş olmanın gerekleri,hak nasıl alınır öğrencilere laf ola beri gele öğretilecek,ama,öğretenin kendisi bir türlü hayata geçiremeyecek.Bu ne yaman çelişki! Bu kısır döngü böyle devam ettiği müddetçe eğitim emekçilerinin düze çıkması pek olası değil.
Öğretmenler!Onlar ki zorlu yaşamlarında nice çileler çektiler,meşakkatli yollarda yürüdüler,sendikal çalışmalarından dolayı baskılara maruz kaldılar,sürgünlere gönderildiler.Bu çileler,onlar için ömür törpüsü oldu hep.Ama yine de yılmadan,alınları dik,yürekleri insan sevgisiyle yoğrulmuş olarak yollarına devam ettiler.
Ovada,dağda,taşta,bayırda,zemheride,karda,kışta,ayazda,sarı sıcakta bana mısın demeden görevlerini büyük bir sebat ve fedakarlıkla ifa etmeye çalışan sevgili öğretmenim,
İnsanca yaşam için,artık bu “kuş uykusu”ndan uyanmanın zamanı gelmedi mi?
Bugüne kadar,sebep her ne olursa olsun,yaşamını yitirmiş tüm eğitim emekçilerimizi sevgi ve minnettarlıkla anıyorum.

ÖĞRETMENİM
Bütün karanlığın ulu güneşi,
Her gece gönlüme dol öğretmenim.
Kim ki çıkmak ister ömür dağına,
Ancak senden başlar yol öğretmenim.
Hep çürüsün sana küfreden diller,
Kökten kopsun sana taş atan eller,
Senden küçük güzellikler, güzeller,
Sendeki bir başka hal öğretmenim.
Satır satır düşüncemde kanımsın,
Kanımın içinde başka canımsın,
Yaradandan sonra küçük tanrımsın,
Sende hikmet, kudret bol öğretmenim.
Adaletin A harfini sen yazdın,
Zorluklaları sen öğrettin, sen çözdün,
Hesabı keşfettin, atomu ezdin,
Sana tüm engeller kul öğretmenim.
Sen ağlarken ya ben nasıl güleyim?
Rehbersiz menzili nasıl bulayım?
Eline, gönlüne kurban olayım,
İşte bir canım var, al öğretmenim.
Mahzuni sızlanır övgüm az diye,
Benden neler çektin, oku, yaz diye,
Gene yatır dizlerine saz diye,
Beni ölene dek çal öğretmenim…
Aşık Mahzuni Şerif
Fotoğraf,Misha Gordin
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 09 September 2010



Sevgili murat,
İlk önce bir eğitimci olduğunu bildiğim için, lafta da kalsa bu gününü kutluyorum.
Evet önceki yıllarda olduğu gibi, bu yıl da öğretmenler için sahte övgüler dizildi, boş vaatler verildi, heyecanlı nutuklar atıldı.
Oysa Türkiye’nin eğitim ve bilim emekçileri sadece yılda bir gün hatırlanmayla değil yaşadıkları sorunlarına sağlıklı ve gerçekçi çözümler üretilmesini bekledi yıllar boyu…
Ve hiçbir öğretmenler gününde bu güne kadar öğretmenlerin gerçek sorunları tartışılmadı…
Ama 24 Kasım Öğretmeler gününün, 12 Eylül döneminin bir ürünü olduğu unutulmamalı…
12 Eylül zihniyetlerinin nasıl bir öğretmen istediğinin simgeleştiği bir gün olduğu gerçeği ortada…
Ben eğitimcilerimize bir günü deği yılın her günündeki sorunlarının çözülebildiği bir sistem, bir umut diliyorum…
Sana da bu gün için tekrar sevgilerimi yolluyorum, vaadedilenler kadar büyük değil ama onlardan daha gerçektir…
Sevgili Nihal,
Türkiye’deki eğitim emekçileri mücadelesinde sade üyelikten,yönetim kademelerine kadar birçok görevde aktif rol almış biri olarak şunu söylemek istiyorum:
Hizmetli ve memurlar da dahil olmak üzere öğretmenler,ancak örgütlenerek kendi haklarına sahip çıkabilirler.Öte yandan birleşik bir emek hareketini de örmedikçe,yaşanan olumsuzluklara dur demek pek mümkün görünmüyor şu koşullarda.Çünkü her işkolunda çalışan emekçiler,salt kendi sorunları çerçevesinde dönenip duruyorlar.Yani sağlık alanındaki bir hak gaspına salt sağlık işkolunda çalışanlar sahip çıkıyor.Sanki bundan sadece sağlıkçılar etkilenecekmiş gibi.Eğitimde yaşanan sıkıntıları,salt eğitimciler dillendiriyor ve bunun düzeltilmesi için çaba sarfediyorlar. Yaşamın hangi alanında olursa olsun,tırpanlanan haklara karşı topyekün bir mücadele hattı örülmedikçe,yapılan eylemler etkisiz kalmaya mahkumdur ve idareye geri adım atttırmaz hiçbir zaman.
Son söz:
Sendikalarda örgütlenmek,çözümün gerekli bir parçasıdır ama yeterli değildir.
Temennilerin için teşekkür ediyorum.
Sevgilerle..
“özüm özünle
sözüm sözünle
elim elinle güçlendi öğretmenim”…
derin uykudan uyanıp,güçlenmek ümidiyle…
Bu kısacık ama felsefi derinliği olan dizeler müthiş etkileyici.
Sağolasın dulsinyam.
Sevgilerle..