“Into the Wild” / A.Murat Özhan
“Into the Wild” / A.Murat Özhan
2007 yapımı, “Into the Wild”, Sean Penn’in yönettiği bir doğaya dönüş filmi. Filmi ilk seyredişimde olduğu gibi dün akşamki ikinci seyredişimde de içimi bir hüzün sardı.
“Alexander Supertramp” ın aslına, yani doğaya gidişini, onunla bütünleşmesini anlatıyor bu hikâye. Hemen her şeye sahip olan, hatta notları bile Harward Hukuk Fakültesinde okumasına yeten kahramanımız, ailesinin açmazlarını, yaşadığı toplum düzenini, alıştığı ne varsa hepsini reddederek Alaska’ya yola çıkar. Ne büyük bir cesaret! Tabii elde ne telefon, araba, harita ne de para(Yola çıkarken sadece çok cüzi bir miktar alır) vardır.
Tek kişilik bir başkaldırıdır bu adeta. Sistemin imkânlarını külliyen yok sayarak kendiyle hesaplaşma içindedir aynı zamanda Supertramp.
Filmde, kapitalist toplumun tüketim çılgınlığına, kurallar yığınına eleştiriler yöneltilirken bir yandan da bu toplumun “nesneleri” (araba, iş, para, kariyer vs.) olmadan nasıl yaşanılacağı gösteriliyor.
Film boyunca “yalnızlık” teması kahramanımız indinde derinden hissedilse de, o genellikle insanlar içindedir, yolculuğu sırasında karşılaştığı insanlarla arkadaşlıklar kurar, onların yaşamlarına değer katar.
Sean Penn’in Hollywood sinemasındaki politik duruşu hakikaten takdire şayan. Ancak bana kalırsa bu filmde, bakış açısını daha olumlu tutabilirdi. Tek başına “kurtuluş”tan ziyade ve sorunlardan kaçmak yerine yaşamın içinde olup düzeltmeye çalışmak, mücadele etmek anlamlıdır. Her şeye rağmen, yönetmenin bu çabasını bu haliyle alkışlamak lazım.
Yönetmen, yalnızlık duygusunu filmin sonlarında yoğun bir şekilde yaşatıyor izleyiciye. Emile Hirsch’in oyunculuğu tek kelimeyle olağanüstü. Son sahnelerde (aslında başından sonuna kadar) neredeyse filmin içine girecek gibi oluyorsunuz. Filmin sonunda ise, kahramanımız, başından beri savundukları ve uğruna feda ettikleriyle ters düşer konumdadır sanki. Çünkü okuduğu kitaba şöyle bir not düşer:
“Mutluluk, sadece paylaşıldığında gerçektir.”
Söylemeden geçmek büyük haksızlık olurdu. Filmin müzikleri Eddie Vedder’a ait. Filmin her bir karesi ile öylesine bütünleşmiş ki bu müzikler, sanki filmden çıkarılsa ya da başka parçalar çalsa filmde bir eksiklik olacakmış hissi uyandırıyor. Filmin başında çalmaya başlayan “Guaranteed” adlı parça zaten sizi alıp götürüyor. “Society” adlı şarkı ise hem sözleriyle hem ezgisiyle övgüyü fazlasıyla hak ediyor.
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


“Mutluluk, sadece paylaşıldığında gerçektir!”
Bu ne müthiş bir söz. Teşekkürler.