Anadolu Folkloruna Dair-13(Fıkra-1) / Murat Özhan
Bu blogda, fıkraya dair belirlemelerimi çok ayrıntılı olmasa da, bir Temel fıkrası vesilesiyle daha önce şurada dile getirmiştim.
İki bölümden oluşacak bu yazı içeriğinin ilkinde ise, genel anlamda fıkranın ne olduğunu, nasıl bir işlevi yerine getirdiğini, bir halk filozofu olan Nasrettin Hoca’nın etrafında şekillenen bazı tartışmaları ele alırken, ikinci bölümde Pertev Naili Boratav’in iğneyle kuyu kazarcasına hazırladığı değerli emek ürünü Nasreddin Hoca kitabından birkaç fıkra örneği sunarak yazımı noktalayacağım.
Toplumların düşünce ve kültür yapısı hakkında önemli ipuçları veren kısa, yoğun anlatılardır fıkralar. Bu kısalık ve yoğunluk arasında, hem düşündürme hem de güldürme gibi belki de yan yana gelmesi zor iki etkinliği bir bağlam içinde barındırma niteliğiyle bir adım öne çıkıyor fıkra türü.
Hani dost meclislerinde, muhabbetlerde hadi bir fıkra anlat derler ya, nutku tutulur o anlatacak kişinin de. Aslında fıkralar durup dururken anlatılmaz. Çünkü fıkralar, savunduğumuz yahut dile getirdiğimiz düşünceye, teze dayanak oluşturacağına inandığımız noktada imdadımıza yetişir.
Fıkralarda halkın yaşayışını, olaylara bakışını, sorunları nasıl çözdüğünü görmek mümkün. Fıkrayı bir hikâyecik olarak da düşünebiliriz aslında. Verilmek istenen mesaj yahut nükte, anlatının son bölümünde yani edebiyat terimiyle söylemek gerekirse çözüm bölümünde yer alır. Serim ve düğüm bölümlerinde, olayın içinde bulunan kişiler, yer ve zaman (belirtilmişse), olayın yahut sorunun ne olduğu vurgulanır. Görüldüğü üzere fıkra da yapısı gereği hikâye gibi tek katmanlıdır.
Fıkra deyince de akla Nasrettin Hoca’nın gelmemesi imkânsız tabii ki. Yedisinden yetmişine hemen herkesin dağarında mutlaka bir Nasrettin Hoca imgesi ve fıkrası yer etmiştir. Hazırcevaplılığıyla karşısındakini bir anda allak bullak eden bu halk bilgesinin tarihi bir kişilik olup olmadığı yönünde farklı görüşler mevcutsa da, bu yazı içeriği bu tartışmaların uzağında olmayı yeğlemektedir. Zira 13. yüzyılda yaşadığı belirtilen bu şahsiyete atfedilen bu fıkraların bu kadar yüzyıl halkın fikrinde ve zikrinde yaşamasını neyle ve nasıl izah edebiliriz ki? Bugün kullandığımız; “İpe un sermek”, “Burnu Kaf Dağı’nda olmak”, “Dostlar alışverişte görsün”, “Fincancı katırlarını ürkütmek”, “Tavşana kaç, tazıya tut demek” gibi birçok deyimin kaynağının bu fıkralar olduğunu kim inkâr edebilir? Hal böyle iken, Hoca’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığının da pek bir önemi yok aslında. Çünkü halk ona bir bilgelik görevi biçerek bugünlere kadar getirmiş. Belirleyici olan, halkın tutumudur bu noktada. Bu minvalde, halk yaşatmak istediğini, gönlünde yatanı zaten koruyup kollamaktadır.
Nasrettin Hoca, her ne kadar bireysel bir kişilikse de, ona atfedilen fıkraların bütününe baktığımızda, imam, öğretmen, kadı, esnaf gibi toplumun farklı kesimlerinden insanların düşünce ve yaşayışında vücut bulduğunu çok rahat sezeriz. Yani Hoca, toplumsal bir kişiliğe bürünmüştür ve halk da onu böyle kabul ederek bağrına basmıştır.
Nasrettin Hoca’yla ilgili anlatılan müstehcen içerikli fıkraların Hoca’ya mal edilemeyeceğini dile getiren araştırmacılar da bulunmakla birlikte bu tezin dayanağının kabul edilebilir olduğunu söylemek zor. Zira gerçek Hoca fıkralarının (Bu araştırmacı sınıfına girenler, sahte ve gerçek diye böyle bir ayrıma tabi tutuyorlar Nasrettin Hoca fıkralarını) esprili oluşu, zekice kurgulanması, hikmet vb. unsurları taşıdığı, dolayısıyla açık saçık bu türden fıkraların Hoca’ya ait olamayacağı belirtiliyor. Oysaki gözden kaçırılan bir husus var. O da, cinsel yaşamın insan yaşamının bir parçası olduğu gerçeğidir ve gündelik yaşamda hâlâ bir tabu olarak görülse de, bu gerçek, insan var olduğu müddetçe onunla yaşamaya devam edecek. Kaldı ki Nasrettin Hoca, Türk toplumunun külliyen bir tezahürü ise, yani toplumun farklı sınıflarından insanlarının ve onların yaşamlarının, her türlü yapıp etmelerinin cisimleşmiş hali ise, bu bütünsellik içinde cinsellikle ilgili içeriğin dile gelmesi yahut getirilmesi kadar da doğal bir davranış olamaz şüphesiz.
Nasrettin Hoca’yı anlamak istiyorsak, onu koşulları içinde bir bütün olarak değerlendirmek, yine onu sığ tartışmaların içine hapsetmemek ve putları yıkmak gerekiyor artık.
Devam edecek…
Bugün 5 kez okundu. Son okunma tarihi, 03 September 2010



ee benim aradığım hiç bişey yok burda.Ben sadece ipe un sermek fıkrasının anı biçimi arıyorum… :/
Ne yapabilirim bu konuda? Saçımı başımı mı yolayım! Ben davet etmedim seni. Yolun açık olsun..
Yalnız şu anımsatmayı yapmak elzem herhalde:
İpe un sermek fıkrasının anısı ne demek? Böyle bir şey, böyle bir kategori mi var? Var da ben mi bilmiyorum acaba?
Öğretmeniniz size böyle bir ödev mi verdi de bu şekilde bir araştırma çabası içindesiniz? Yoksa sizden istenen, “İpe un sermek fıkrasının çıkış kaynağı nedir?” sorusu olmaya sakın!…
8. sınıf türkçe çk de” boşlıyoooor nasrettin hoca festivali başlıyoooor ” diye bir okuma parçası var ve onun etkinliği olarak ipe un sermek fıkrasını anı şeklinde yazın diyor bunu öğrenme çabasındayız biz
Hah şimdi oldu işte. Ne arandığı derli toplu ifade edilse ona göre cevap da verilir.
1- Önce şu biline: İpe un sermek fıkrasının anı şekli diye bir tür yok. Fıkranın ne olduğunu biliyorsunuzdur. Anının ne olduğunu, nasıl yazıldığını da öğrendikten sonra, söz konusu deyimin (ipe un sermek) kaynağı olan fıkrayı bulup bunu anı türünün özelliklerine uygun yazacaksınız. Yani bir yeniden üretim isteniyor sizlerden.
2- Bahsedilen Türkçe ders kitabında öğrencilerden yapılması istenen, bir metin türünün bir başka tür ile yeniden yazılması etkinliğidir.
3- Bahsi geçen bu etkinlikte, öğrencilerin yaratıcı zihinsel becerileri ölçülmek istenmektedir. Dolayısıyla internette bu şekilde arama yapmakla istenilen sonuca ulaşılamaz. Ha, birisi yazıp da web ortamında yayımlarsa ne ala. Bu da, armut piş ağzıma düş kabilinden olur. Yani kendini kandırmak olur. Hiçbir şey öğrenmek mümkün olmaz.
4- İnternette arama yapıp vakit kaybedeceğinize kendiniz uğraşıp yazsanız daha çabuk bitirirsiniz.
Başarılar..
aynen burak kardesim sana katılıyorum
Katılmadan önce yazılanları okusak!
e bizde zaten ipe un sermek fıkrasının hazır olarak anı biçiminde yazılmışını iztiyozya o kadar da anlamıyacak kadar gıt değiliz yani..:)
Bence de ilk önce ipe un sermek fıkrasını okuduktan sonra onu anı biçiminde bizim yazmamız gerekiyor, böylesi daha mantıklı:))
hade yaa offf :S:S
insan bi bişiler yazar olmaz böyleee yaaa hacadan biz azar işitcezz :S:S
Sevgili Sinem,
Sanma ki senin kaşına gözüne(!)… Bu mesajlarını yayımladım. Bir ibret vesikası olarak herkesin görmesi için…
Güzel kardeşim, biraz Türkçemize dikkat ederek yazsan ne olur? Bir tarafın mı incinir? Yani diline, kıran mı düştü? Nereden başlasam bilmiyorum ki?
Türkçe dersleri:
1- “Hade” denmez, “Haydi” denir, bu bir.
2- Öğretmene, “Haca” denmez, çok ayıp. Kınadım seni bu iki.
3- “işitcezz” denmez, “işiteceğiz” denir, doğru yazılışı budur.
4- “bişiler” değil, “bir şeyler” şeklinde yazılır.
5- Üslubuna dikkat etmelisin. Ziyaret ettiğin site, geyik sitesi değildir. Bu tür bir site arıyorsan, dünya kadar var.. Arayan bulur, mevlasını da, belasını da.. Umarım sen mevlanı bulursun.
Sevgiler..
Sevgili Nagehan,
Kıt olmadığını çok belli etmeseydin(!)
Herkes anladı senin kıt olmadığını…
@selen
selenciim slm bende bu konuda takıldım burda benim istediim şeyler yokki
Sevgili Eda,
Üzgünüm, başka kapıya..
Nasreddin Hocanın komşusuna ip lazım olmuş.Hocaya gitmiş kapıyı çalmış.Hoca kapıyı açmış.Komşu selamun aleyküm hocam demiş.Hoca da ve aleyküm selam diye karşılık vermiş.Adam hemen konuya girmiş:
-Hocam bana ip lazım oldu sendekini bana ödünç verir misin? demiş.Hoca:
-Verirdim komşu ama bizim hatun ipe un serdi demiş.Komşu:
-Aman hocam ipe un serilir mi? demiş.Hoca kızmış:
-Ah bre köftehor vermek istemediğimde serilir demiş
Sevgili Busra,
Keşke aktardığın fıkranın kaynağını belirtseydin.. Ama yine de katkın için teşekkürler.
Eflatun Cem Güney(1) şöyle naklediyor:
Bir gün, bir komşusu gelir Hoca’ya, çamaşır ipi ister: “İşim biter bitmez getiririm!” diye de yemin eder ama, bu kaçıncı yemin! Hoca, vermemek için, bin dereden su getirir, olmaz; nihayet başka bahane bulamaz:
“Bizimkiler ipe un serdi!” der. Komşusu:
“İşte kuyruklu, kulaklı bir yalan! Hiç ipe un serilir mi?” deyince, gayrı Hoca baklayı ağzından çıkarır:
“Vermeye gönlü olmayınca, öyle bir serilir ki..”
(1) Nasrettin Hoca Fıkraları, Derleyen: Eflatun Cem Güney, sf.59, Varlık Yayınları, 1995
Arkadaşlar ben bunu yazdım
Bir gün hocanın kapısını çalıp ip istedim
Hoca:
-Kusura bakma komşu, bizim hanım ipe un sermiş, onun için veremeyeceğim.
-Aman Hocam hiç öyle şey olurmu, ipe un serildiğini de senden duyuyoum!
Nasrettin Hoca hiç istifini bozmadan:
-Canım ne var bunda; vermemeye gönlüm olmayınca bal gibi de serilir…!
admin(!) hepimiz biliyoruz bu sitenin geyik yapılmayacak bir site olduğunu ama bence insanları uyarırken onların da duyguları olduğunu anımsamalısın.Eğer böyle yaparsan sitenin daha iyi çalışağına eminim.(Senin bunun çabasında olup olmadığını bilmiyorum.=S)
Sevgili funda,
Sorunun değil, çözümün bir parçası olmak istiyorsanız, söz konusu içeriğe dair buyrun istediğiniz kadar yorum yazarak katkıda bulunun. İnanın ben de memnun olurum.
Ancak blogda, özellikle bu başlık altında yorum yazan bazı katılımcıların üslubu hiç hoş değildi. Aradıklarını bulamamanın kızgınlığıyla olacak ki ağızlarını bozdular ve bunlardan bazılarını da sildim. Adaba hiç uygun değildi. 4 numaralı yorumda, neler yapılabileceği konusunda, kendi iyilikleri adına yanıt da vermeye çalıştım.
Yeterince anlaşılır oldum mu bilmiyorum ama gelenin niyeti çok önemli. Biraz da bu açıdan bakalım lütfen!
Sevgilerle..
Sevgili Admin,
peki bize bu fıkrayı nasıl anı şeklinde yazacağımız hakkında bilgi versen
bende aynı ödevi arıyorum nasıl yapıcağımızı anlamadım(kısaltma kullanmadım maksat karşındakine dedini anlatmak)
sevgili murat;
ne acıklı değilmi?
sevgimle…
yardımınız için teşekkürler .admin paylaştığın bilgi için sağol.
Bence çok güzel olmuş, işime yaradı çok teşekkür ederim.
Verdiğiniz öğütlerde çok güzeldi sayın adminim..