Anadolu Folkloruna Dair-5(Bilmeceler)
Murat Özhan
Anadolu Folkloruna Dair-5(Bilmeceler)
Bu makalede,bilmecenin ne anlama geldiği ve önemi üzerinde durulurken kendi derlediğim bilmece örneklerine de yer verilecektir.
Bilmeceler,içeriğinde bir soru kalıbı ve cevabı bulunan,şiirsel bir ifade tarzını da barındıran söz kalıplarıdır.Ayrıca,ölçülü ve uyaklı oluşu,şiiri sevdirmek,şiir zevkini yaratmak için iyi bir fırsat da sunar bize.
Bilmecelerin,çok uzun zaman önce, bir eğlence ve oyun aracı olarak kullanılmadan önce, önemli işlevleri varmış.Savaşmaktan gayri bir seçeneği kalmayan taraflar arasında,bu savaşın kansız bitirilmesi için bilgi yarışmaları düzenlenirmiş.Tarafların birbirlerine sordukları bilmeceleri kim bilip üstünlük sağlarsa,anlaşmaya varılır ve savaşmadan herkes kendi yoluna gidermiş.
Öte yandan masallarda da bilmeceye rastlamak mümkün.Devin sorduğu bilmeceyi,doğru cevaplayan kahraman,ölümden yahut düştüğü sıkıntılı durumdan kurtulur.
Diğer folklor yaratımları gibi bilmeceler de kentleşmenin/kentlileşmenin meydana getirdiği tahribattan fazlasıyla nasibini almış ve artık çocukların tekelinde kalan bir tür olmaktan öteye geçememiştir.Buna karşın,öte yandan televizyon reklamlarında bile bir zamanlar bilmece kalıbı kullanılmıştı.Çocukluğumun anısı bisküvi reklamı,ezgisi ile hala kulaklarımda çınlıyor:
“-Bir bilmecem var çocuklar..
-Haydi sor sor..
-Çayda,kahvaltıda yenir..
-Acaba nedir nedir?
-Bisküvi denince akla..
-Hemen onun adı gelir..
-Eti eti eti..”
Şehirle bağları zayıf kalmış köylerde ve aşıklık geleneği canlı olan kimi yerlerde hala yetişkinlerin eğlence aracı olmaya devam ediyor bilmeceler.Bilhassa uzun kış akşamlarının köy toplantılarında,vazgeçilmez eğlenceliklerden ..
Aşık atışmalarında ise bilmeceler,karşımıza muamma olarak çıkar ve şairler,şiirlerinin içinde bilmeceler sorarak birbirlerini alt etmeye çalışırlar.Karslı Aşık Murat Çobanoğlu ile Aşık Muharrem arasında bir karşılaşma-atışmadan:
Aşık Muharrem:
Ne hikmettir bilemem,
Hem sendedir hem bende,
Bilirim hem bilemem
Aşık Çobanoğlu:
Bilemem,
Hikmet hakkın,bilemem,
Ölüm hem senin hem benim,
Ne zamandır bilemem.
1998’de Afyon Şuhut’ta çalışırken,öğrencilerimle birlikte birkaç haftalık bir derleme çalışması sonunda oldukça zengin bir gereç elde etmiştim.Kaynak kişilere “Bu bilmeceyi nereden öğrendin?” sorusu yöneltildiğinde,kimi takvim yapraklarından,kimi tarlada çalışırken yanındaki arkadaşından,kimi de dede ve ninelerinden öğrendikleri cevabını vermişlerdir.Bu derlemenin salt bilmeceler kısmından örneklerle yazımı noktalıyorum.
Akşam serdim,sabah topladım (yıldız)
Alçacık boyu var,kadifeden donu var (patlıcan)
Altı demir,üstü demir,içindeki büyük amir (soba)
Altı göl,üstü gül (gaz lambası)
Altı tahta,üstü tahta,içinde bir kanlı softa (kaplumbağa)
Altında süt içerim,altından ot biçerim (koyun)
Ben giderim,o gelir (gölge)
Bir avuç boncuğum var,akşam saçar,sabah toplarım (yıldız)
Bir galbır cevizim var,saya saya bitmez (yıldız)
Dam üstünde kadı gibi,gözleri var cadı gibi (baykuş)
Dışı katık,içi kütük (zeytin)
Geldi mi gitmez,gitti mi gelmez (gençlik)
Gelenin elini öper,gidenin elini öper (kapı kolu)
Gider gider izi yok,arkasında tozu yok (rüya)
Hanım içeride,saçı dışarıda (mısır)
Her şey onun altından geçer (kalem)
Kadifeden yastığım,içine un bastığım (iğde)
Karısı var,çocuğu yok,şapkası var koltuğu yok (Süleyman Demirel)
Kat kat döşek,bunu bilmeyen eşek (lahana)
Mavi tarla üstünde,beyaz güvercin yürür (yelkenli)
O odanın içinde,o da odanın içinde (ayna)
Oda odanın içinde,o da onun içinde(ayna)
Ortası yeşil düğmeli,dilim dilim dilmeli (portakal)
Pazarda satılmaz,hiçbir işe yaramaz (mezar taşı)
Pazardan aldım bir bardak,eve geldim on bardak (kola)
Poposu açık eniştem gelir (keçi)
Sıra sıra odalar,birbirini kovalar (ayna)
Ufacık mezer,her yeri gezer (ayakkabı)
Ufacık mil taşı,herkesin yol taşı (göz)
Ufacık sandık,içine un bastık (iğde)
Ufacık tabutun içinde kırk ölü var,nedir? (kibrit)
Yarım kaşık,bir duvara yapışık (kulak)
Mani tarzındaki bilmeceler
Ey bulutlar bulutlar bulutlar
Yusuf’u yedi kurtlar
Ben bir şey gördüm
Tepesinde yumurtlar
(Buğday)
İki bakı bakı
Dört takı takı
İki dinki dinki
Bir finki finki
(Eşek)
Baldan tatlı,baltadan ağır
Elde tutulmaz,
Mendile konulmaz
Çarşıda satılmaz.
(uyku)
Duruşu sultan gibi
Gelişi aslan gibi
Hasır gibi sürünür
Esir gibi yayılır.
(kedi)
Hey ne idim ne idim
Sarayda bey idim
Felek beni ne yaptı
Beli bağlı kul yaptı.
(süpürge)
Karşıdan baktım
Bir kareli taş
Yanına gittim
Dört ayaklı bir baş
(kaplumbağa)
Üstü kara kömür değil,
İçi beyaz peynir değil,
Kuyruğu var fare değil
(turp)
Eli sırtında
Ayağı karnında
İki yıldız
Gözleri boynuz
(salyangoz)
Günden doğan nedir?
Sarımsak soğan nedir?
Canlıdan cansız doğar,
Cansızdan doğan nedir?
(yumurta,civciv)
Nar narladı
Yar kapıya parladı
Ayşe teyze gelinceye kadar
Kapıdan ayrılmadı
(kilit)
Çam çum çukurda mısın
Eller yaylaya gider
Sen hala burada mısın?
(kar)
Dağdan gelir dak gibi
Kolları budak gibi
Eğilir su içer
Bağırır oğlak gibi
(kağnı)
Uzun uzun akalar
Ak sakallı babalar
Gelir gider duramaz
Gece gündüz çabalar
(dalga)
Benim iki pencerem var
Etrafı etten duvar
Her gün erkenden açarım
Akşam olunca kaparım
(göz)
Karşıdan ay doğmuş
Ayı görenler olmuş
Ana kundakta iken
Kızının kızı doğmuş
(göl)
Her ne idim ne idim
Samur kürklü bey idim
Felek beni şaşırttı
Kızgın küle düşürttü
(kestane)
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


sevgili Murat akşamın bu sıkıntılı saatinde içimi aydınlattı yazdıkların. Çocukluk günlerime gittim. Sağolasın. düşünüyorum da ilginç değişik bir kişiliğin var. Ne güzel konular bulup çıkarıyorsun ve araştırma yapıyorsun gönülden teşekkürler…
)
Bize bu kadar bilmeceyi sunduğun için…
Benden de bir tane “ufacık tefecik içi dolu turşucuk” limon
sevgiler senle…
Sevgili Nihal,
Senin yüreğin ve düşüncelerin zaten aydınlık..
Yüreğinin güzelliği,sözüne şavkımış arkadaş..
İstedim ki çocukluk günlerimizi tatlı bir tebessümle yad edelim.Çocukluğumuzun o en saf,o en masum hallerini nasıl da arar olduk..
Çünkü yaşadığımız şu son dönemlerde kara bulutlar üstümüzden hiç eksik olmadı.O uğursuz bulutlar,bir nebze dağıldı ise,sevindim.
Sağlıcakla kal..