İstanbul’da Bir Sene / A.Murat Özhan
İstanbul’da Bir Sene / A.Murat Özhan
Asıl adı Mehmet Tevfik olan Çaylak Tevfik, 19.yüzyılda yaşamış bir gazetecidir. Çaylak adında bir gazete çıkarmıştır. Bundan ötürü Çaylak Tevfik olarak da bilinir.
Yazılarında yaşadığı dönemin ve yörenin toplumsal yönlerini, adet ve kabullerini yansıtmaktan geri durmaz. Doğasından dolayı, bilhassa mizahi bir üslupla yaklaşır ele aldığı konuya. ”İstanbul’da Bir Sene” adlı eserinde İstanbul folkloruna dair kıymetli bir gereç sunar. Şüphesiz ki bu folklorik malzeme, Çaylak Tevfik tarafından derlenip yazıya aktarılırken, halkbilimsel bir yöntem gözetilmez. Çünkü bu anlamdaki ilk dizgesel, planlı, kayda değer çalışmalar Cumhuriyetin ilanından sonra başlamıştır.
İstanbul’da Bir Sene’nin, yayımlandığı 1882-1883 yılları göz önünde bulundurulup dönemin koşullarına göre değerlendirildiğinde takdire şayan bir çalışma olduğunu belirtmem gerek.
Dikkatimi çeken ve beni etkileyen nokta, beş kitabın birleştirilmesinden oluşan bu eserin, özellikle son kitabında yer alan Meyhane yahut İstanbul Akşamcıları’nı anlattığı bölümdeki meyhane adlarını verdiği kısım. İstanbul’un ve Anadolu’nun adlar, yer adları konusunda bir gömü olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. İnsanda hakikaten hayret uyandıracak hoşlukta adlar bunlar. Bu anlamda, halkımızın üretme becerisi karşısında şapka çıkarmak düşüyor bize.
Önceki yıllarda Merzifon’da iken, Merzifon yer adlarına dair yazdığım makaleler, Bedesten adlı dergide yayımlanmıştı. İlerleyen zamanda yeri geldiğinde bu yazıları da buradan paylaşacağım.
İstanbul’da Bir Sene adlı eserin Meyhane yahut İstanbul Akşamcıları(1) bölümünün İstanbul’un Eski ve Gedikli Meyhaneleri’nin adlarını buraya taşırken Çaylak Tevfik’in meyhaneye dair bir Bekri Mustafa fıkrası(2) ile anlatımını zenginleştirdiğini belirtmeliyim. Bu fıkrayı da ekliyorum.
İstanbul’un Eski ve Gedikli Meyhaneleri
Balıkpazarı: Kafesli, Hançerli, Yahudi
Zindanpapısı: Salebci
Asmaaltı: Çavuşbaşı
Ketenciler: Sabuncu
Mahmutpaşa: Çorapçı hanı, Kürkçü hanı, Valide hanı, Mercan’da Ali Paşa hanı
Tavukpazarı: Meşhur ve halen mamur Saraç hanı, Bakla hanı, Yağlıkçı hanı, Vezir hanı
İskenderboğazı: Taş han
Gedikpaşa: Küçük Müsellim, Büyük Müsellim
Kumkapı: Düzoğlu, Yeni Meyhane, Karabıçak, Küçük Samsun
Yenikapı: Kafesli
Langa: Tandırlı, Mermerli, İkikapılı
Kolluk karşısı: Sarayodaları, Uzunodalar
Samatya: Büyük Kuleli, Küçük Kuleli, Altın Oluk, Gümüş Halkalı, Kel Serkis, Zafiri, Ormanos, Kelepçe, Hacı Manol, Sürgerli, Servili
Yedikule: Mağaza
Altımermer: Sünbüllü
Karagümrük: Takkeci
Topkapı: Karagöz, Yeni Meyhane, Hacı Mardiros, Kaledibi, Sarafim
Tekfursarayı: Karagöz, Ekserci Mişon, Kürkçü, Orak, Çubukçu Nesim
Balat: Karanlık, Koço Kalfa, Köroğlu, Bahçeli, Yarım Balat, Karanfil, Yasef, Ekserci Nesim, Balta Yasef
Lonca: Ayvalı, Yavaşko
Balat harici: Dülgeroğlu, Tümbet, Hacı Mişon, Hacı Avram, Gümüş Endaze, Bayrakdar, Çingene Müslim
Fener: Sukiyas, Gümüş Halkalı, Kamburoğlu, Tanaşaki,
Kiremit mahallesi: Sakızlı, Kafesli
Cibali: Haleblioğlu, Laşko, Kasavet, Anastas, Yahudi Ayoda
Unkapanı: Yenidünya, Baklacıoğlu
Keresteciler: Kandilli
Galata, Beyoğlu, Hasköy, Kadıköy, Üsküdar, Kuzguncuk, Boğaziçi’nin daha sair mahallerinde bulunan ve isimleri tahkik edilemeyen meyhanelerdir.
Bu meyhaneler gedikli olup her biri bir ustanın idaresindedir ki bunlara ‘meyhaneci ustası’ tabir olunur.
(…)
Fıkra
Meşhur Bekri Mustafa akşamcılık ettiği meyhanede bir gece saat bir buçuğa kadar kalır. Her ne kadar meyhaneciler meyhaneyi kapayacaklarını ve kendisinin kalkıp gitmesini rica ederlerse de dinletemezler.
Meyhanecilerle Bekri Mustafa bu mücadelede olsun o zaman İstanbul’da subaşı bulunan Tuzsuz Ahmet yanına birkaç nefer alıp kola çıkmış imiş… Bir de hilaf-ı tembih saat bir buçukta meyhane kapısının açık olduğunu görünce pürhiddet meyhaneye girer. Meyhaneciler bunu gördükleri gibi fena halde telaşa düşerek meyhanenin o vakte kadar açık kalmasına Mustafa’nın sebep olduğunu ve kendisine bir türlü meram anlatamadıklarını beyan ederler.
Bekri Mustafa ise tarif ettiğimiz sardalya fıçısının bulunduğu mahalle yakın bir yerde oturmuş. Tuzsuz, Bekri’nin yanına gelir:
T- Herif daha ne vakte kadar oturacaksın?
B- Ne vazifen.
T- Sen beni bilmiyor musun?
B- Kim oluyorsun.
T- Bana adlı sanlı Tuzsuz Ahmet derler.
B- Hadi ağam işine hadi!
T- Daha söz söylüyor.
B- Bana da meşhur Bekri Mustafa derler. Hadi işine diyorum.
T- Öyle ise ne Tuzsuz olduğumu sana öğreteyim.
B- Ben de sana ne Bekri olduğumu göstereyim
deyip Bekri Mustafa Tuzsuz Ahmet’i yakaladığı gibi tortop edip sardalya fıçısına sokar. Bir iyice evirip çevirdikten sonra meyhaneden dışarı atar.
Tuzsuz’un yanında bulunan neferlerden biri Bekri’nin üzerine hücum edince ‘Sen de mi tuzlanmak istiyorsun?’ deyip ağası gibi onu da tuzlar. İşte birkaç kişiyi bu yolda tuzlayıp meyhaneden dışarı atar. Bunları yüz göz, üst baş sardalya suyuyla mülemma görenler, ‘Bu hal nedir?’ diye sorduklarında ‘Şuraya bir tuzlayıcı herif gelmiş, adam tuzluyor, işinize gelirse siz de gidiniz.’ Cevabını verirler. Bu vak’a şâyî ve biraz vakit halka sermaye-i hande olur.
- – -
(1) Mehmet Tevfik, İstanbul’da Bir Sene, s.156-157, İletişim Yayınları, Birinci Baskı, İstanbul, 1991
(2)A.g.y., s.165-166
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


Son Yorumlar