Türkülerimizin İnsancalığı
Murat ÖZHAN
İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana, ister istemez ölüm düşüncesiyle haşır neşir olmuş, paradoks bir biçimde bu hem metafizik hem de bir o kadar somut olgu karşısında zihnini epeyce meşgul etmiş, bu vesileyle de ölüme çeşitli anlamlar yüklemiş. Genelde tüm canlı varlıkların, özelde ise insan bedeninin fiilen yok oluşunun adlandırılışına ölüm demişiz. Yaşama evrenimizi bu kadar kuşatan ölüm, bizleri oldukça sarsmış.
“Ölümden ne korkarsın / Korkma ebedi varsın” diyerek yüzyıllar öncesinden bize seslenen Yunus Emre’ye nazire edercesine, kimi ölmekten korktuğu halde ölüme inanmayarak meydan okumuş, her şeye rağmen hayatta kalmanın, kalabilmenin, zorluklarla mücadele etmenin yollarını aramış; kimisi de yaşadığı bu hayattan bıkıp teslimiyetçi bir anlayışla ölümden medet umarak ona sığınmış, müntehir adeta ölüme itaat etmiştir. (Bazılarına göre intihar, yaşanılan hayatın acımasızlıklarına karşı koyarak bu hayattan bir kopuşla geride kalanlara bir mesaj verme edimidir.)
Zaman zaman kendimiz de, ölüm düşüncesi beynimizin kıvrımlarında dolaşırken içimizi bir sıkıntının kapladığına, içimizde anlamsız, yersiz bir tedirginliğin yer ettiğine tanık olmuşuzdur. Ölüme hem bu kadar yakın hem de uzak olma düşüncesi, insanın zihnini hakikaten baskılıyor.
Ölüme dair beni yazmaya iten neden ise, bugünlerde dinlediğim ve bir hayli etkisinde kaldığım bir türkü.. Halkımızın hali ahvali, bu büyük duygu hazinesinde dile geliyor. Ölüme bu denli doğal yaklaşan ve onu yaşamın akışında olduğu gibi kabul eden bu türkünün sözlerine sanıyorum kolay kolay rastlanmaz. Yürekten süzülüp gelenler, söz ve ezgiyle ete kemiğe öyle bir bürünüyor ki insan allak bullak oluyor. Türkü, ölümün karşısındaki çaresizliğin, yalnız kalışın ne kadar acı hissi verdiğini oldukça içten, pürüzsüz ve buğulu bir eda ile veriyor bize. Kuşkusuz ki bu dile getirişte, Nazımca söyleyişle Nasrettin Hoca gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülen halkımız en büyük paya sahip.. Onlar ki yaratan ve üretendir, başımızın da tacıdırlar.
“Bir gün şu dünyadan göçüp gidersem” diye başlayan ve Malatya-Arguvan yöresine ait olan bu türkü, Cemal Kaya tarafından derlenmiş. Aşağıya sözlerini aktardığım ezgi, hiç kuşkusuz Arif Sağ’ın yorumuyla doruk noktasına ulaşırken bize düşense onu dinlemek…
BİR GÜN ŞU DÜNYADAN GÖÇÜP GİDERSEM(SUNAM)
Bir gün şu dünyadan göçüp gidersem
Sunam sunam dağlar duman aman
Boşa gider de gözyaşların ağlama
Sunam sunam kölen olam aman
Yok olur benliğim, çürürse beden
Sunam sunam kölen olam aman
Boşa gider de gözyaşların ağlama
Sunam sunam dağlar duman aman
Bazı bazı mezarıma gelesin
Sunam sunam dağlar duman aman
Dileğin kabuldur da bunu bilesin
Sunam sunam kölen olam aman
Ben murad almadım da bunu bilesin
Sunam sunam dağlar duman aman
Boşa gider de gözyaşların ağlama
Sunam sunam dağlar duman aman
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012



Son Yorumlar