Toplam okunma 366
ana sayfa > güncel > KESK, Toplu Görüşmeler ve Bir “Duvar Öyküsü” / Murat Özhan

KESK, Toplu Görüşmeler ve Bir “Duvar Öyküsü” / Murat Özhan

Çarşamba, 19 Ağu 2009 yorum ekle Go to comments

kesklogoKamu emekçilerinin toplu görüşme sürecinin başladığı şu günlerde, televizyonlardaki birkaç avuç ve irili ufaklı çeşitli sektörlerden temsilcinin kriz dolayısıyla feveran ettiklerine bakmayın. Kârları birazcık azaldı sadece. Tüm ahkam kesmeler bunun için.. Yine o sihirli kutudan fışkıran lüks tatil görüntülerine ve o tatillerini doya doya yaşayan burjuva zevata aldanmayın. Esas krizi halkımız iliklerine kadar hissedip yaşarken, krizin açtığı yaraları da büyük bir sükût, sabır ve olgunlukla sineye çekiyor ve izliyor. Ama elbet “izlemek” olgunluğunu, “değiştirmek” sabırsızlığına evirecektir bir gün!..

Şu 2009 Ağustos’unun kavuran sıcaklarında, kamu emekçilerinin mücadeleci, direngen sendikası KESK, İstanbul ve Diyarbakır’dan iki yürüyüş kolu halinde Ankara’ya doğru yine yollardaydı, yine eylemdeydi. KESK, işveren hükümet kanadının Demokles’in Kılıcı gibi dayattığı sefalet ücret politikasına ve artık sureti haktan göründüğü tescillenen “toplu görüşme” mantığına ve onun dayanağı olarak kadük doğan 4688 sayılı yasaya artık dur demek, insan onuruna yaraşır bir ücret ve grevli-toplu sözleşmeli sendika yasası için kamuoyunun dikkatini çekmeye var gücüyle çalışıyor. KESK, 15 Ağustos’ta başlayan ilk görüşmede, toplantılarda TİS’in birinci gündem maddesi olarak görüşülüp TİS masası kurulmasını talep etmiş ancak bu istek kabul edilmeyince de görüşme masasından çekilmiş, zaten 2010 yılı için verilecek zam oranının üç aşağı beş yukarı (yüzde 5,5 civarıdır) önceden belli olduğu bir ortamda neyin görüşüleceğini belirterek 30 Ağustos’a kadar TİS masası kurulmadığı takdirde, tüm mağdur kesimlerle sonbaharda örgütlenecek bir grev kararını ilan edeceğini açıklamıştır.

Bir işyeri temsilcisi olarak; yıllardır gerek yazılarımda gerekse insanlarla yüz yüze görüşmelerimde emekçilerin insanca bir yaşam sürmelerinin, kendi ellerinde olduğunun altını ısrarla ve inatla çizdim. Emekçiler, yeter ki güçlerinin farkında olsunlar, yeter ki istesinler, önlerinde hiçbir set, hiçbir duvar duramaz. Duvarsız günlere derken, sözlerimi Adalet Ağaoğlu’nun Yüksek Gerilim adlı kitabındaki “Duvar Öyküsü”* diye bir anlatıyı özetleyerek bitirmek istiyorum. Eşine az rastlanır bir yetkinlikle diyalektiğin anlatımını buluruz bir bakıma bu öyküde.

Gökle yer arasında köprü olduğunu iddia eden, yüzyıllara meydan okuyan, olduğu yere kazık çakacağını, gök, ay, deniz, yağmur, güneş, yılan, kuş ve çıyana ikide bir nutuk çekerek daha yüzlerce yıl görkemli ve kavi kalacağını söyleyen duvar, bir sabah belli belirsiz çıkan bir yelin sürüklediği kuru ve çelimsiz bir andız tohumunun kurbanı olur. Gözle görülemeyecek kadar ince çatlaktan sızan tohum, taş duvara korku salar. Taş duvar, en ince çatlaklarında biriken ne varsa, yağmurun, kendisini arındıracağı umudunu taşır içinde. Kurtuluşu için bel bağladığı yağmurlar güçlü yağmaz ve sonunda bir sürgün, taş duvarın ince çatlağı arasından başını uzatarak güneşe merhaba der. Sürgün her geçen gün, taş duvarı biraz daha çatırdatır, çatırdatır. Sürgün, büyüdükçe taş duvarın gövdesine çekilmez acılar verir ve duvar kendi gövdesine yeni yarıklar açmak zorunda kalır. Kök, sürgün uçları ile gelişip güçlenirken taş duvar kalıntısının temelindeki iri taşlar parçalara ayrılır. O taş duvarın yerinde kökleri sapasağlam bir ağaç vardır artık..

Kıssadan Hisseler:
1-Yaşamda her şey değişim halindedir ve kendi karşıtıyla var olur.
2-Utku, ancak mücadeleyle, elini taşın altına koymakla taçlanabilir.
3-Önemsiz yahut küçük gibi görünen, asla es geçilmemelidir, asla..

*Adalet Ağaoğlu, Yüksek Gerilim, “Duvar Öyküsü”, sf.51-75, 4. Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul 1984

Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 31 July 2010

  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok
olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları