Sandık (Fıkra)
Temel çok başarılı bir kaptanmış. Başarısı tüm denizciler tarafından bilinir ve takdir edilirmiş. Ancak bir huyu varmış, her sabah kamarasındaki bir sandığın kilidini dikkatle açar, içinden aldığı kağıdı dikkatle okur ve hemen sandığı kilitlermiş. Kim sorarsa sorsun sandıkta ne olduğunu hiç kimseye söylemezmiş.
Bir gün Temel Kaptan ölmüş. Tek mal varlığı sandığı olduğundan bütün akrabaları, içinde çok büyük bir hazine olduğunu ya da Temel’in her sabah okuduğu kağıdın bir define haritası olduğunu düşünerek merakla sandığı açmışlar.
Sandıkta yalnızca Temel’in her sabah dikkatle okuduğu kağıt varmış ve kağıtta şu yazıyormuş: “Sağ: Sancak, Sol: İskele.”
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 09 February 2012



Merhaba beyrek,
Fıkra güzel gerçekten.Sıkıcı bir Pazar günü gülümsememize neden oldu en azından.
Yalnız insan ”Hicvedilen bir şey mi var?” diye düşünmeden duramıyor.
Burada Temel’in başarılı bir denizci olması sadece bir tesadüf mü ? O iki kelimenin anlamını öğrenemeyecek kadar şapşal mı yoksa her insan da bir takıntı vardır ya, öyle bir şey mi vurgulanıyor.Bunları düşündüm ben.
Ama sonuçta Karadeniz fıkralarında bu tür aptallıkları yapanlar Temel ismiyle özdeşleşti ve artık kimse çocuğunun adını Temel koymuyor, diye biliyorum.
Hatta işi abartıp fıkraları ”Temel’in biri..” diye başlatanlar var.
Beni gülümseten ve aynı zamanda düşündüren paylaşım için teşekkürler..
Sevgi her daim..
Yorumun için teşekkür ediyorum kasımpatı.
Özümden her kopuş,her geçen gün yabancılaşmam demek.Nedir özüm benim? Anadoluluk… Fıkralardır,maniler,ninniler,türküler,ağıtlar,masallardır özüm.Neyle ölçülebilir ki türkülerdeki içtenlik ve duygu yoğunluğu.. Anadolu insanının imeceyi baş tacı eden,dayanışmacı yanını öyle seviyorum ki,artık tükenmeye yüz tutmuş olsa da Anadolu’da nispeten devam ettirilmeye çalışılıyor.Halkımıza duyduğum sevgi ve saygının bir tezahürü olarak “Anadolu Folkloruna Dair” yazı dizisini başlattım birkaç ay önce.Halkımızın derinlerde kalmış,gün yüzüne çıkmamış kültür hazinesinin ifşa edilerek özellikle genç kuşaklara aktarılması çok önemli.Çünkü,kültürel devamlılık olmazsa,çok ciddi anlamda bir yok oluş bizi bekliyor. “Anadolu Folkloruna Dair” yazı dizisi içinde,ilerleyen süreçte(şayet sıra gelirse,çünkü bu konuda öncelik verdiğim başka gereçler var.)fıkra üzerine bir makale yazıp gereç sunacağım.
Sevgili kasımpatı,yorumunda:
“Ama sonuçta Karadeniz fıkralarında bu tür aptallıkları yapanlar Temel ismiyle özdeşleşti ve artık kimse çocuğunun adını Temel koymuyor, diye biliyorum” diyorsun.
Temel fıkraları,her ne kadar salt bir yöre insanına atfedilse de,ben tıpkı Nasrettin Hoca,Bektaşi,İncili Çavuş vb. fıkralarında olduğu gibi bunların da tüm halkımıza mal edilerek değerlendirilmesi tarafındayım.Zira öbür türlü bir analiz,o yöre insanını incitebilir ki,bu,olmasını hiç istemediğimizdir ve bizim birtakım yanlış sonuçlar çıkarmamıza yol açar. Bu fıkradaki Temel’in “rolü”nün ”Aptallıklar” nitelemesinden ziyade saflık,alışkanlıkları kıramama şeklinde ele alınmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.Çünkü fıkralar,tüm toplumun tecellisi ise,toplumlarda da her daim kendine özgü fikirler üretebilen,alışkanlıklardan sıyrılmayı büyük ölçüde başarabilmiş,mert,civan,cömert,paylaşımcı,önder insanlardan tutalım da;saf,başkalarına bağlı yaşayan,haris,burnu havada,kıskanç insan tiplerine kadar bir “uç”tan bir uca her türden insan var ise,Temel fıkrasını da bu bağlam içre algılamak gerekir.
“Yalnız insan ‘Hicvedilen bir şey mi var?’ diye düşünmeden duramıyor” demişsin(Temel’in alışkanlıklarının kurbanı olduğunu söylemek mümkün bu fıkra için..),ki evet fıkralarda mutlaka verilmek istenen bir mesaj,bir kıssadan hisse vardır.Fıkra,bu mesajı da öyle kuru kuruya,somurtan bir tarzda değil içindeki nükteye bağlı olarak verir.Zaten fıkraların gücü de buradan ileri gelmez mi?Nasrettin Hoca’nın eşeğine ters binerek öğrencilerine ders anlatması,öğretmenliğin ne kadar zor bir meslek olduğunu duyumsatmaz mı bizlere?Yahut o çok bilinen ama yanlış olarak saçmalıkla anlamlandırılan göle maya çalma fıkrasını düşünelim bir.Çağının soysuzlarına,ceberutlarına,halden anlamazlarına inat,”Ya tutarsa” derken,yılmadım, her şeye karşın buradayım mesajı vermez mi Hoca?Sevgili Nasrettin,göle maya çalmakla bir eylemi ifa ederken,hiçbir iş yapmadan uzaktan uzağa ahkam kesenlerin yüzüne bir tokat çarpmaz mı? Hem kısa ve bir kadar yoğun;hem mizah ve düşündürme.. Bu nitelikleri içinde barındıran bir anlatı türü daha var mı acep?
Sevgilerle..
Tebrik ediyorum Beyrek Hocam..
Buraya koyduğun küçük ama manidar fıkrayla ne kadar çok şey anlattın.
Evet tabii ki haklısın,örneğin Nasrettin Hoca’nın neredeyse tüm fıkraları hem güldürür hem derin manada düşündürür.
“Anadolu Folkloruna Dair” yazı dizisi içersinde(şayet sıra gelirse)fıkralar üzerine makale yazıp gereç sunman gayet güzel olur ve tam yeridir,diye düşünüyorum.
Merakla bekleyeceğimi ekliyorum.
Gayet abartılı bir Temel fıkrası da benden :
Temel işe girecekmiş.Kendisinden 12 tane vesikalık fotoğraf istenmiş.”Vesikalık fotoğrafı nasıl çektirecem ben şimdi?’’ diye kara kara düşünmeye başlamış.
Durumu arkadaşı İdris’e açıklamış.O da demiş ki:
-Üzülme Temel,geniş bi arazide bi çukur kazarız,sen sadece vesikalık kısmın gözükecek şekilde çukura girersin, ben çekerim.
Temel kabul etmiş ve yer ve zamanı ayarlamışlar.
Buluşma vaktinden önce Temel buluşma yerine gidip 12 tane kuyu kazmış.
İdris gelince şaşırmış:
- Yahu Temel, niye 12 kuyu kazdin ki, demiş, ben zaten 12 tane fotoğraf makinesi getirmiştim.
Sevgili kasımpatı,
İlgin ve katkıların için teşekkür ediyorum.Sizin gibi blogcularla, bundan da öte arkadaşlarla sohbet etmesi çok hoş.
Küçük şeyler,deyip geçmemek lazım.Paradoksal gibi olacak ama bazen o küçük deyip önemsemediğimiz şeyler oldukça büyük yarar yahut zararlara yol açabiliyor.Örneğin emniyet kemeri,basit ve küçük bir iş görülür ama hayat kurtarır.
Bazen bizlerin de yaşantımızda pek de önemsemediğimiz,es geçtiğimiz küçücük değerler vardır ki dünyalara bedeldir.Küçük bir sevgi sözünü karşımızdakine söylediğimizde,onun ruhunu nasıl da okşarız,duygularını ihya ederiz..
Fıkralar da günlük yaşamımızda bize bir nebze tebessüm ettiren bunun yanında adamakıllı bizi düşündüren küçük şeylerden değil mi?”Güldüren düşünce” demek geldi içimden birden..
Şimdi,yorumunda gönderdiğin bu Temel fıkrasını okuyunca epey bir güldüm.Engin bir hoşgörü ve mizah anlayışının izleri görülmüyor mu bu fıkrada?Temel ayrı nükte unsuru da İdris’e ne demeli?Onun da Temel’den aşağı kalır yanı yok.
Sağlıcakla kalasın.
Sevgi her daim ola…