‘Yazılı Basın’ ve ‘…start almak’ Üzerine / Murat Özhan
En olgun metin, en kısa yoldan ifade edilmiş olandır.
Borges
Dilin savrukça kullanılışına her geçen gün tanık oluyoruz. Basında okuyor ve görsel iletişim araçlarında izliyoruz. Pop kültür, popüler kültür adına yaratılan yozlaşma diz boyu. Öyle ki kitle iletişim araçları da bu işe tuz biber ekiyor. İnsanların evlerine kadar girerek zihin tahribatı yapmakla bire bir bu araçlar. Bunu da gayet iyi başarıyorlar.
Bir TV kanalındaki -adı lazım değil- söylenen şu ifadeler bir hayli revaçtaydı birkaç yıl önce ve en kötüsü de okullarda öğrencilerin ağzında pelesenk olmuştu: “Oha falan olduk.”, “Gık geldi.” Dam üstünde saksağan, vur beline kazmaynan deyimi, bu sözleri oldukça iyi özetliyor. Sanki salt bir şeyleri yıkmak için kullanılmış. Hani bu ifadelerin bağlamına yani kendinden önce ve sonraki cümlelere bir bakalım da öyle anlamlandıralım diyebilirsiniz. Hakeza, daha da ucube sözlerle karşılaşabiliriz ya neyse. Bana kalırsa, düpedüz, komiklik adına Türkçeyi katletmektir bu. Dili kirletmektir insanları güldürmek için yapılanlar. Ne yazık ki yaşamın her alanında bir dil kirlenmesiyle karşı karşıyayız. Çeperimize şöyle bir göz atmamız yeterli. Çeşitli mağaza, market, dükkân ve büfelerin, bir özenti, ucuz taklitçilik anlayışının bir sonucu nasıl da yabancı adlarla donatıldığını fark edebilirsiniz. Aslında bir zihin kirlenmesinin doğal sonucunu yaşıyoruz hep birlikte. Çünkü dil ve düşünce, bir kâğıdın iki yüzü gibi birbirinden ayrılmaz. Dil düşünceyi, düşünce dili doğurur. Biri diğerinden daha üstün değildir. Her ikisi de aynı değerdedir insan için. Bu yüzden hem bir dil kirlenmesi hem de zihin kirlenmesini aynı anda ve aynı oranda yaşıyoruz.
Dilin özensizce kullanılışında asıl vurgum, son günlerde kitle iletişim araçlarında yanlış olarak kullanılan ve dalga dalga yayılan ‘yazılı basın’ sözcüğünedir. Bir örnek vererek devam edeyim:
“Baskı teknikleri, sayfa sayıları, renkler, sayfa düzenleri değişiyor ama sonuçta gazetecilik devam ediyor. Bundan sonra ne olacak peki? Son dönemde dünyada başlayan ‘Yazılı basın tarih mi olacak?’ yorumu kesin bir gerçekliği yansıtıyor mu? Yoksa şimdilik sadece bir kehanet mi?”*
Web ortamında binlercesi arasından rastgele aldığım bu paragrafta geçen ‘yazılı basın’ ifadesine dikkat edile. Burada ‘basın’ sözcüğü zaten ‘yazılı’ anlamını içinde barındırır. Ayrıca bir “sözlü basın” da mı var? Burada, ‘yazılı’ sözcüğünün gereksiz olduğunu düşünüyorum. Aslında buradaki anlatım bozukluğu, basın sözcüğünün başına getirilen ve onu ‘yazılı’sından ayırmak için kullanılan ‘görsel’ nitelemesinden kaynaklanıyor.
“Basın” sözcüğü bas-mak fiilinden türetilmiştir ki gazete ve dergi gibi süreli yayınları, anlam bakımından içeriğinde barındırmaktadır.
Öte yandan, ‘basın’ı; hem “görsel” hem de “yazılı” anlamlarını içerecek şekilde bir cümlede söylemek ihtiyacı doğarsa, ‘medya’ sözcüğü ile karşılamak bu anlamdaki boşluğu dolduracaktır. Şayet salt TV kastedilecekse ‘görsel iletişim aracı’ anlatıma açıklık kazandıracaktır. Ama görsel basın dediğinizde işler çetrefilleşir.
‘Basın’ sözcüğünün eski dildeki karşılığı, “matbuat” tır. Basılmış şeyler, basılan her türlü şey anlamına gelebildiği gibi gazete, dergi gibi belli zamanlarda çıkan basılı yayınların bütünü yani ‘basın’ anlamını da içermektedir. Ayrıca bu sözcüğün türevlerine de dikkat edile: matbu(basılmış, basılı, basma), matbua(basılmış şey), matbaa
Velhasıl, ‘ful dolu’ demek ne kadar anlamsızsa, ‘yazılı basın’ı aynı bağlam içinde kullanmak o derece yersizdir.
Son zamanlarda oldukça kanıksanan bir kullanım daha var: “…start aldı.” diye biten cümlelere çok sık rastlanıyor bu ara. Özellikle haber bültenlerinde yer verildiğini not almışım. Böyle ifadelerle cümleler kuranlar, ne kadar garip anlamlara gelebilecek sözdizileri kullandıklarının farkındalar mı acaba?
‘Start’, İngilizcede ‘başlamak’ anlamına gelen bir fiil. Böyle biten cümleleri, “… başlamak/başlama aldı.” şeklinde söyleriz ki bu da kör kör parmağım gözüne dedirtecek bir yanlıştır. Bunun yerine niçin “… başladı/başlandı.” denmez. Ne yazık ki İngilizceye öykünme anlayışı, yaşamımızın her alanına nüfuz etmiş. Öyle ki İngilizce Türkçe kırması bir dille konuşmak, bilgili yahut karizmatik görünmenin ölçüsü sayılıyor herhalde. Bu durumu tersine çevirmek elimizdedir. Tek yolu da kullandığımız dile özen göstermek, meramımızı anlatacak uygun sözcükleri seçmek, kuşkuya düştüğümüz noktalarda sözlük ve yazım kılavuzuna başvurmaktır.
*(http://www.stargazete.com/gazete/yazar/gulay-erdemli/yazili-basin-tarih-olacak-mi-haber-163126.htm)
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 19 May 2012


Sevgili Murat merhaba… soluk aldığına sevindim demişsin bir önceki yorumuma teşekkürler…
evet çok ihmal ettiğimi biliyorum…farkındayım…ama niyesini bilmiyorum…
ve çözmeye çalışıyorum… seninle tartıştığımız konuları ve tartışmalarımızı özledim inan))) Ama bir türlü ne yazabiliyorum ne de vakit bulabiliyorum bunlar mazeret biliyorum…ve üzülüyorum(((((
Bu arada yalnız yozlaşma ve kirlenme yazıda basında filan değil tüm her şeyde en başta da insanda inan…Bizler kirleniyoruz ve yozlaşıyoruz ne yazık ki… sevgilerimiz, sevdalarımız, konuşmalarımız, yazdıklarımız hepsi..inan…
sevgimle
Sevgili Nihal,
Yazdıklarından, kendini bırakmışlık hali içre olduğunu hissettim. Yazma konusunda, içinden gelmiyorsa, zaten sana kimse zorla yazdıramaz. Kafanı toplayınca yazarsın.
“İnsanlar” konusunda da o kadar da karamsar olma lütfen. Bu ülkede ve dünyada güzel insanlar, yaşamı anlamlı ve var kılanlar elbet bulunuyor. Bu devran böyle dönmeyecek inan. Yaşam, başka bir yerde değil. Kendi çeperimizde. Yeter ki insan olabilmelerimizin ön koşullarını her daim taze tutalım. Yeter ki kendimizi hemencecik öyle koyvermeyelim!
Umut kavramını öyle çok sık dillendirmek istemiyorum ama son sözü yine Nâzım’a bırakırken yüreklerin ve zihinlerin çölleşmemesini diliyorum..
Öfkeden ağlanasıya sersem
Gaddarcasına bedbahtız
Fakat asla umutsuz değil.