Eurovision, Türkiye ve Hadise
Eurovision, Türkiye ve Hadise / Murat Özhan
Şu sıralar Türkiye’nin gündemini hayli meşgul eden Hadise’nin sadece ucundan, birazcık, o da nakarat kısmından Türkçe sosuna bulanmış tamamı İngilizce “Düm Tek Tek/Crazy about you” adlı parçasıyla bu akşam finali düzenlenecek Eurovision Şarkı Yarışması’na katılması hususunda bir iki noktaya değinmek gerekiyor. Hani milli gururumuz ya o bakımdan! Artık nasıl millilikse, şarkımız bile İngilizce!
Hatırlanacağı üzere, 2003’teki yarışmaya Sertab Erener’in İngilizce “Every way that I can” adlı parçasıyla katılmıştı Türkiye. Yarışma başlamadan günler hatta haftalar önce, şarkının İngilizce söylenip söylenmemesi konusunda ateşli tartışmalar yaşanmıştı. Bu konuda özellikle TRT (-ki TRT ısrarla İngilizce girilmesini isteyenler arasındaydı ) gibi bir kurumun dahi, böyle bir konuda esnek tutum takınması, canhıraş bir gayret sarf etmesi ise evlere şenlikti. Tam da Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyumluluk sürecinde, Türkiye’de AB’yi isteyenlerin yüreklerine soğuk su serpen bir sonuçla çıkılmıştı yarışmadan. Sertab Erener, hemen hemen “Yapabileceğim her yol.” anlamındaki şarkısıyla birinci seçildi. Yarışma sonrasında ilginç tartışmalar da yaşanmıştı. İngilizce hayranlığını gizlemeyen çeşitli gazetelerin manşeti ise, “Thank you Sertab” şeklindeydi anımsadığım kadarıyla.
Hadise ve şarkısı “Düm Tek Tek/Crazy about you“ hakkında ise, stargazete.com’dan Hakan Sadıç imzalı, 2 Ocak 2009 tarihli haber şöyle:
Kalpler ‘Düm Tek Tek’
Hadise’nin Eurovision şarkısı ‘Düm Tek Tek’i dinleyenler kazanma şansının yüksek olduğu görüşünde birleşti..
RUSYA’DA mayıs ayında yapılacak Eurovision Şarkı Yarışması’nın Türkiye finalisti Hadise önceki akşam ‘Düm Tek Tek’ şarkısıyla yılbaşı ekranlarının yıldızı oldu. Genç şarkıcının Sinan Akçıl imzalı İngilizce şarkısını dinleyenlerin çoğu başarı şansını yüksek buldu:
Ali Rıza Binboğa: Sempatik bir şarkı. Hadise’nin İngilizcesi de iyi olduğu için şarkının dili pek sırıtmıyor.
Ali Kocatepe: Akılda kalıcılığıyla tam bir Eurovision şarkısı olmuş.
MÜYAP Başkanı Bülent Forta: Otantik ve batılı bir şarkı. Başarılı olur.
Sezen Cumhur Önal: Şarkıyı beğendim ama figürleri beğenmedim. Kızımızın dansözden farkı yoktu.
Metin Özülkü: İleriki yıllarda hatırlanmayacak sabun köpüğü bir parça. Ama ilk 5’e girer.
Aykut Gürel: Şarkıyı çok beğendim. İngilizce olmasının da bir sakıncası yok. Zaten bu kültür yarışması değil bir şarkı yarışması.
Düm Tek Tek ile ilgili yorumlardan sadece Metin Özülkü’nünkü dişe dokunur. Şarkıda öyle derin anlam manlam da aramayacaksın, biraz çalkala, sağa sola dön tamam. Eh güzellik de olacak tabii. Zevahiri kurtardık mı tamam, gerisini boş ver.
Dil; bir anlaşma, basit bir iletişim aracı olmasının ötesinde, aynı zamanda bir kültür, bir ideoloji zerk edicisidir de. Bir felsefeci, “ Dil, düşüncenin evidir.” derken aslında bu gerçeğe yani dil ile düşünce arasındaki sıkı bağa işaret ediyordu.
Küreselleşmenin etkisi, yaşamın her alanında olduğu gibi dilde de kendini hissettiriyor. Yaşadığımız şu son 30-40 yıllık süreçte hemen her şeyin piyasa koşullarıyla belirlendiği aşikâr. Adeta ABD ve AB’den ithal edilen ekonomik ve sosyal politikalar yaşamımıza yön verir oldu. Zihinlerimiz, kuşatma altına alındı. Ortada aleni yaşanan bir kültür ve dil kirlenmesi var ve bu kirlenmeye de bu ekonomik ve sosyal politikalar yol açıyor ne yazık ki.
Bir ülkeyi, bir toplumu en kolay nasıl tahakküm altına alabilirsiniz ? O toplumu hangi yöntemlerle yok edebilirsiniz? Kısacası kaleyi, içten nasıl fethedersiniz ? Elbette ki diliyle. Nasıl ki İngiltere, bundan birkaç yüz yıl önce, zor kullanıp ele geçirdiği ülkelerin insanlarına İngilizceyi öğreterek onların zihinlerini tahrip edip kendi benliklerini, kültürlerini unutturmasını, değersizleştirmesini büyük bir başarıyla gerçekleştirebildiyse, bugün, bir benzetme yaparsam abartmamış olurum, Eurovision Şarkı Yarışması ( Öyle sanıldığı gibi masum bir müzik yarışması değildir ) gibi son derece politik bir oluşumda (Oyların verilmesinde bu politiklik göze çarpıyor) da bir bakıma aynı durumu görmek mümkün. Türkiye, bu yarışmaya katılmasa ne olur? Hani Nazım’ın “Tahirle Zühre Meselesi” şiirindeki gibi bir benzetmeyle sorayım: Türkiye, bu yarışmaya katılmasaydı / Türkiye, ne kaybederdi Türkiyeliliğinden..
Önemli olan, o yarışmaya ( İlla ki girilecekse ) , İngilizce katılarak birincilik almak değil, kendi dilinde katılarak kendi kültürüne ve diline yaşam alanı bulmaktır. Kendi dilinin ve kültürünün diğer kültürlerle buluşmasını, kaynaşmasını olanaklı hale getirmektir aslolan. Ama o yarışmanın da zaten böyle bir derdi yok.
Diller, toplumların benliğidir, belleğidir, aynasıdır. Dil, basit bir iletişim aracı olmasının çok çok ötesinde, kültür mirasının taşıyıcısıdır da aynı zamanda.
Ülkemiz gündemini bir hayli meşgul eden bu karnı yumuşak mesele üzerinde daha dikkatli olmak ve Eurovision Şarkı Yarışması’nın suret-i haktan görünen anlamını iyi kavramak gerektiğine inanıyorum.
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012




ben hiç ir zaman kaybetmem
Değerli kardeşim hadise,
Yorumun ve ilgin için teşekkür ediyorum ama sen ayrı telden ben ayrı telden çalıyoruz.
Sana iş yaşamında(!) başarılar dilerim..