Karl Marx, Burjuva Toplumunda Paranın Gücü-1
Murat ÖZHAN / Öndeyiş
Yaşadığımız şu son bir, bir buçuk ay içinde oldukça önemli badireler geçirdik. Kapitalizmin kalesi ABD’de devasa finans kuruluşları ardı ardına çöküşler yaşadı. Kapitalist tekellerin bir bir yıkılışı, dünya üzerinde belki de yüz binleri bulan işten çıkarmalara yol açtı. Olan oldu, krizin faturası yine emekçilere çıkarıldı. Binlerce insan, işsiz kalmanın hezimeti içinde kara kara düşünüyor şimdi.
Küresel piyasa ve onun ekonomi politiği (Bu terim Karl Marx’a aittir ve burjuva sisteminin ekonomisini imler), iflas etmenin eşiğine gelmişken Avrupa ve ABD hükümetleri paket üstüne paket iyileştirmeleri ile yine devletçi politikalardan medet ummuş ve kan tazeleme işi başarıyla sonuçlandırılmıştır.
Gözü dönmüş kapitalizmin kar hırsı, insan minsan, hukuk mukuk, adelet tanımıyor. Bu sistemde her şey, sevgiler dahi alınıp satılan metadır, sanat ancak parası olanın yararlandığı bir metadır. Parası olanın da gücü vardır ve para her kapıyı açan anahtardır. Nasrettin Hoca’nın “Ye kürküm ye..” fıkrasındaki gibi giysiye itibar edilmektedir ne yazık ki (Bu arada, giyim kuşam da paranın meziyetlerindendir ya neyse) yaşadığımız bu çok çiğ çağda..
Karl Marx’ın kaleme aldığı, paranın gücüne dair oldukça kapsamlı bir yazıyı iki bölüm halinde sunacağım. Marx’ın parayı tahlil ettiği bu felsefi, politik yazısının -gerçi kapitalist sistem varlığını sürdürdükçe güncelliğini yitirmeyecek niteliktedir- özellikle günümüz sürecine doğrudan denk düştüğünü sanıyorum. Yazı, Marx’ın “1844 Elyazmaları” kitabının Sol Yayınları’ndan Kasım 1993’te Kenan Somer çevirisiyle çıkan baskısından alınmıştır (sf.205-210).
Karl Marx
Burjuva Toplumunda Paranın Gücü-1
Eğer insanın duyumları, tutkuları vb. sadece dar anlamda insanbilimsel belirlenimler değil, ama gerçekten özsel (doğal) varlıkbilimsel olumlamalar iseler – ve eğer ancak kendi nesnelerinin onlar için duyulur olması olgusu ile kendilerini gerçekten olumluyorlarsa, açıktır ki 1° olumlamalarının biçimi kesenkes bir tek ve aynı biçim değildir, ama tersine, kendilerini olumladıkları ayrı biçim, varlıklarının, yaşamlarının özlüğünü oluşturur; nesnenin onlar için varolduğu biçim, her özgül zevkin kendine özgü özlüğünü oluşturur; 2° duyulur olumlamanın, nesnenin kendi bağımsız biçimi altında dolaysız kaldınlması olduğu yer (yeme, içme, nesnenin biçimlendirilmesi vb.) nesnenin olumlanmasıdır; 3° insanın insanal olduğu, öyleyse duyumunun da vb. insanal olduğu ölçüde, nesnenin bir başkası tarafından olumlanması da onun kendine özgü zevkidir; 4° insanal tutkunun varlıkbilimsel özü, kendi bütünsellik ve insanlığına, ancak gelişmiş sanayi aracıyla, yani özel mülkiyetin orta terimi aracıyla erişir; insan bilimi, demek ki insan tarafından kendini pratik olarak göstermenin bir ürününden başka bir şey değildir; 5° -kendi yabancılaşmasından kopmuş- özel mülkiyetin anlamı, zevk nesneleri olduğu kadar etkinlik nesneleri olarak da, insan için özsel nesnelerin varoluşudur.
Demek ki para, her şeyi satın alma niteliğine sahip olarak, türlü nesneleri sahiplenme niteliğine sahip olarak, üstün eldecilik (possession, tasarruf) olarak nesnedir. Niteliğinin evrenselliği, özünün sonsuz erkidir. Öyleyse sonsuz erk olarak görünür… Para, gereksinme ile nesne arasında, insanın yaşam ile geçim aracı arasında aracıdır. Ama benim yaşamıma orta terim işini gören şey, benim için öteki insanların varlığına da orta terim işini görür. O, benim için öteki insandır.-
“Hay Allah! Ellerinin de ayaklarının da
Kafanın da kıçının da senin oldukları açık;
Ama sevine sevine zevkine vardığım tüm bu şeyler
Bu yüzden daha mı az benim?
Eğer altı damızlık atın parasını verirsem,
Onların güçleri benim güçlerim olmaz mı?
Dörrtnal gidenim ve zengin bir beyim ben,
Sanki yirmidört ayağım, varmış gibi.”
Goethe, Faust (Mehistopheles) ( Faust, 1. bölüm, Lichtenberger çevirisinden, Paris 1932, c. 1. s. 58.)
Atinalı Timon‘da Shakespeare:
“Altın! Sarı, pınl pınl, değerli altın! Hayır, gök tanrıları, ben hafıfmeşrep bir aşık değilim… Şu azıcık altın, akı kara, güzeli çirkin, haklıyı haksız, soyluyu soysuz, genci yaşlı, yiğidi alçak kılmaya yeter… Bu altın sizin rahip ve hizmetkarlarınızı mihraplarınızdan uzaklaştıracak; can çekişenlerin başı altından başyastığını çekip alacak; bu sarı köle antları tutturup bozduracak, kargışlıları kutsayacak, cüzamlıya taptıracak, hırsızlara senatörler sırası üzerinde yer, san, saygı ve övgü kazandıracaktır; iki gözü iki çeşme dulu yeniden evlenmeye götüren de odur. Bir iğrenç, yaralar hastanesinde memelerini kestirecek kadını, altın güzel kokular sürer, mis gibi yapar, yeni baştan bir nisan gününe çevirir onu. Hadi, kargışlı maden, tüm insanlığın orta malı orospu, sen ki uluslar arasına anlaşmazlık sokarsın…” (Shakespeare, Les Tragedies. Pierre Messiaen çevirisi, Paris 1941. “La vie de Timon d’Athenes”, Perde IV, Sahne 3, s. 1035 vd.)
Ve daha ilerde:
“Ey sen, tatlı kral katili, baba ve oğul arasında sevgili ayırma görevlisi, Hymen’in tertemiz yatağının parlak kirleticisi, her zaman genç, taze, ince, sevimli, baştançıkarıcı, yiğit Mars, gözkamaştırıcı parlaklığı Diana’nın kucağını kaplayan kutsal karı eriten sen, uyuşmazlar topluluğunu kaynaştırıp onları birbiriyle öpüştüren görünür tanrı sen, bütün ağızlarda ve bütün anlamlarda konuşan sen, yüreklerin denek taşı, insanlığa, kölene, başkaldırmış gibi davran ve hayvanların dünya egemenliğini ellerine geçirmeleri için, kendi etkililiğin ile onları kendilerini yok edecek kavgalar içine at.” (İbid., s.1046,İtaliklerin altları Marx tarafından çizilmiş.)
Devam edecek…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012



Karl Marx was a great leader. Although a socialist, but still high. Is he a atheis? I do not understand the language Turkie … You’re a good friend, thanks the add me
Hi and welcome dorion55,
Yes, Marx was an atheist.
You are very kind.
Thanks for your comment and nice talks..