Toplam okunma 2.335
ana sayfa > makale > Karl Marx, Burjuva Toplumunda Paranın Gücü-2

Karl Marx, Burjuva Toplumunda Paranın Gücü-2

Pazar, 14 Ara 2008 yorum ekle Go to comments

Karl Marx

Burjuva Toplumunda Paranın Gücü-2

Shakespeare paranın özünü yetkin bir biçimde betimler. Bunu anlamak için, önce Goethe’nin parçasını açıklamakla başlayalım.Para sayesinde benim için olan şey, ödeyebildiğim, yani paranın satın alabildiği şey, ben kendimim, para sahibi olan ben. Paranın gücü ne kadar büyükse, benim gücüm de o kadar büyüktür. Paranın nitelikleri, benim niteliklerim ve özsel güçlerimdir -onun sahibi olan benim. Ne olduğum ve ne olabileceğim demek ki hiç de benim bireyselliğim tarafından belirlenmemiştir. Ben çirkinim, ama en güzel kadını satın alabilirim. Demek ki ben çirkin değilim, çünkü çirkinliğin etkisi, itici gücü, para tarafından yok edilmiştir. Bireyselliğim bakımından, ben kötürümüm, ama para bana yirmidört ayak sağlar; öyleyse kötürüm değilim; ben kötü, namussuz, vicdansız, kafasız bir insanım, ama para saygındır, öyleyse sahibi de; para en yüksek iyiliktir, öyleyse sahibi de iyidir, para beni ayrıca namussuz olma güçlüğünden de kurtarır; bunun sonucu beni dürüst sayarlar; ben kafasızım ama para her şeyin gerçek tinidir, nasıl olur da sahibi kafasız olabilir? Üstelik, para tinsel erk sahibi insanları satın alabilir ve kafa adamları üzerinde erklik sahibi olan kişi, kafa adamından daha tinsel erk sahibi değil midir? Para aracıyla bir insan yüreğinin özlediği her şeyi yapabilen ben, türn insanal erkliklere sahip değil miyim? Öyleyse benim param benim türn yeteneksizliklerimi kendi karşıtlarına dönüştürmüyor mu?

Eğer para beni insanal yaşama, toplumu bana ve beni doğa ve insana bağlıyorsa, o bütün bağların bağı değil midir? Bütün bağları çözüp bağlayamaz mı o? Bunun sonucu evrensel ayırma aracı da değil mi? O, gerçek birlik aracı, toplumun evrensel kimyasal gücü olduğu gibi, gerçek bozuk paradır da (Monnaie divisionnaire: Aslında “bozuk para” anlamına gelen bu deyim, “bir bölüme ait para” anlamına da gelir; Marx’ın bu deyimi burada daha çok paranın ayrılma aracı niteliğini de belirtmek üzere, bu ikinci anlamda kullandığı açık. -ç.)

Shakespeare özellikle paranın iki özgülüğünü vurgular: 1° Görünür tanrısallık, tüm insanal ve doğal niteliklerin kendi karşıtlarına dönüşümü, şeylerin karışıklık ve evrensel bozulmasıdır o; olanaksızlıkları bağdaştırır. 2° Evrensel kibar orospu, insanların ve halkların pezevengidir.

Paranın tüm insanal ve doğal nitelikleri bozup kanştırması, olanaksızlıkları bağdaştırması -tanrısal güç- onun, insanların yabancılaşmış, yabancılaştıran ve kendine yabancılaşan cinsil özü olarak özünde içerilmiştir. İnsanlığın yabancılaşmış erkliğidir o.

İnsan olarak yapamadığım şeyi, demek ki benim tüm özsel birey yeteneklerimin yapamadıkları şeyi, para aracıyla yapabilirim. Demek ki para bu özsel güçlerden herbirini, aslında olmadığı bir şey durumuna getirir: yani onu kendi karşıtı yapar.

Eğer canım bir şeyi yemek istiyor ya da yaya yürümek için yeterince güçlü olmadığımdan posta arabasına binmek istiyorsam, para bana yiyeceği de posta arabasını da sağlar, yani benim isteklerimi tasarımlar olmaktan çıkanr, onları düşünülmüş, betimlenmiş, istenmiş varoluşlanndan, duyulur, gerçek varoluşlarına aktarır; onları tasarımdan yaşama, betimlenmiş varlıktan gerçek varlığa çevirir. Bu orta terim rolünü oynayan o [para], gerçekten yaratıcı güçtür.

Talep, parası olmayan kişi için de vardır, ama onun talebi, benim üzerimde, bir üçüncü kişi üzerinde, öbürleri üzerinde etkisi,varoluşu olmayan, öyleyse benim için gerçek dışı,nesnesiz kalan arı bir tasarım varlığıdır. Paraya dayanan gerçek talep ile gereksinimime,tutkuma,isteğime vb. dayanan talep arasındaki ayrım, Varlık ile Düşünce, bende varolan yalın tasarım ile benim dışımda, benim için olduğu biçimiyle, gerçekten nesne olarak tasarım arasındaki ayrımdır.

Eğer yolculuk için param yoksa, gereksinmem de, yani gerçek ve yolculuğu gerçekleştiren gereksinmem de yoktur. Eğer bilimsel çalışma eğilimim var ama bu işi yapmak için param yoksa, bilimsel çalışma eğilimim de, yani etkin,gerçek eğilimim de yoktur. Buna karşılık, bilimsel çalışma eğilimim gerçekten yoksa ama bu iş için iradem ve param varsa, üstelik gerçek bir eğilimim de vardır. Para, -insan olarak insandan ve toplum olarak insanal toplumdan gelmeyen evrensel, dışsal araç ve erklik-, tasarımı gerçekliğe ve gerçekliği yalın tasarıma dönüştürme araç ve erkliği, insanın gerçek ve doğal özsel güçlerini salt soyut tasarım ve bunun sonucu yeteneksizlikler durumuna, acı veren kuruntular durumuna dönüştürdüğü kadar, öte yandan gerçek yeteneksizlikler ve kuruntuları,bireyin sadece imgeleminde varolan gerçekten erksiz özsel güçleri de, gerçek özsel güçler ve erklik durumuna dönüştürür. Öyleyse bu tanıma göre para, bireyselliklerin genel bozulmasıdır,onları kendi karşıtlarına dönüştürür ve kendi nitelikleriyle çelişen nitelikler kazandırır onlara.

O zaman para, kendisi için öz {essences pour soi} olduklarını ileri süren bireye ve toplumsal bağlara vb. karşı, o bozulma erkliği olarak da görünür. Sadakati sadakatsizlik, sevgiyi nefret, nefreti sevgi, erdemi kusur, kusuru erdem, uşağı efendi, efendiyi uşak, aptallığı akıllılık, akıllılığı aptallık durumuna dönüştürür.

Varolan ve ortaya çıkan değer kavramı olan para, her şeyi kanştırıp değişime(mübadeleye) soktuğuna göre, her şeyin evrensel karışıklığı,yer ve görev değiştiricisidir, öyleyse tersine çevrilmiş dünyadır, tüm doğal ve insanal niteliklerin karışıklığı, yer ve görev değiştiricisidir.

Yiğitliği satın alabilen kişi, korkak da olsa, yiğittir. Para, belirli bir nitelik, belirli bir, şey, insanın özsel güçleri ile değil ama insan ve doğanın tüm nesnel dünyası ile değişildiğine göre, demek ki -sahibi bakımından- her niteliği her başka nitelik ile değiştirir- ve kendi karşıt nitelik ve karşıt nesnesini de;olanaksızlıkları da bağdaştırır o. Çelişkiler içinde olan şeyleri kucaklamaya zorlar.

Eğer sen insanı insan olarak ve onun dünya ile ilişkisini de insanal bir ilişki olarak görürsen, sevgiyi ancak sevgi ile, güveni ancak güven ile vb. değiştirebilirsin. Eğer sanattan zevk almak istersen, sanat kültürüne sahip bir insan olman gerekir; eğer öbür insanlar üzerinde etkili olmak istersen, öbür insanlar üzerinde gerçekten yönlendirici ve uyarıcı bir etkisi bulunan bir insan olman gerekir.Insan ile -ve doğa ile- ilişkilerinin herbiri, senin gerçek bireysel yaşamının, istencinin nesnesine uygun düşen belirli bir belirtisi olmalıdır. Eğer sen karşılıklı sevgi uyandırmadan seversen, yani seven insan olarak senin yaşamsal belirtin ile sen kendini sevilen insan durumuna dönüştürmüyorsan, senin aşkın erksizdir ve bu da bir mutsuzluktur.

Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012

Categories: makale Tags: , ,
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları