Toplam okunma 1.381
ana sayfa > makale > Sendikal Mücadelenin Ekonomi-Politik Alana Etkisi-1 / Murat ÖZHAN

Sendikal Mücadelenin Ekonomi-Politik Alana Etkisi-1 / Murat ÖZHAN

Pazartesi, 26 Oca 2009 yorum ekle Go to comments

crowd54

Görsel, Misha Gordin

Sendikal Mücadelenin Ekonomi-Politik Alana Etkisi-1 / Murat ÖZHAN

Hani deyim yerindeyse, at izinin it izine karıştığı, ortalığın toz duman olduğu epeyce sıkıntılı, sancılı günler yaşamaktayız. Bu hengame içerisinde yuvarlanıp giderken toplumsal sorumluluk ve duyarlılıklarımız noktasında bir gevşeme yaşadığımızı da söylemeden geçemeyeceğim ne yazık ki. Toplumsal duyarlılığımızın göstergeleriyse, kitle emek örgütleri sendikalardır. Hak arama ve alma odakları olarak biçimlenen sendikaların içinde bulunduğu durum nedir? Hak alma mücadelesinin dinamik örgütleri olan sendikalar, sekter tutum ve açmazlardan nasıl kurtulacaktır? Sendikalar, etliye sütlüye dokunmayıp her yaşanan olumsuzluğa kafa sallayıp “evet efendimci” bir yaklaşımda mı olmalı? Sendika-siyaset bağlamında, sendikaların yeri ve rolü nedir? Bu noktada, nasıl bir mevzilenmeyi hedeflemeli ve saf tutmalıdır sendikalar?

Eğitim işkolunun mücadeleci emek örgütü Eğitim Sen’de sade üyelikten yönetim kademelerine kadar her aşamada (şu anda da) görev almaktan onur duyan biri olarak; bu makale çerçevesinde yukarıda dile getirdiğim soruları irdelemeye çalışacağım. Yalnız bir iki noktayı açıklığa kavuşturmalıyım: Yazının bütünlüğü ve genelliği içinde, memur-işçi ayrımı gözetmeksizin, “sendika” kavramı, hem işçi hem de kamu emekçileri sendikalarına işaret etmektedir. Öte yandan yazı, okuyucuya rahat bir okuma imkânı sağlamak amacıyla, anlam bütünlüğü bozulmayacak şekilde iki bölüm halinde sunulacaktır.

Yaşanan şu son süreçteki olaylar zinciri, bireyler kadar toplumsal alana etkisi yadsınamaz yalınlıkta olan emek örgütlerini de bir hayli etkilemiş görünüyor. Zira, sendikalar, üzerine adeta ölü toprağı serpilmişçesine bekleme hâli içreler.

Aslında Türkiye gibi yeni yeni gelişen ülkelerde sendikal çalışmalar ve mücadeleler henüz emekleme safhasında. Hele hele kamu emekçilerinin yürüttüğü (Burada KESK ve bağlı sendikaları kastediyorum.) sendikal mücadele oldukça sancılı geçmiştir. Özellikle eğitim işkolunda 100 yılı aşkın bir gelenekle, Encümen-i Muallimin’le başlayıp Eğitim Sen’le devam eden bir mücadele serüveni, hem de ne handikaplar atlatılarak gelinmiş bu döneme. Bu mücadeleye kendini adamış birçok insan çok acılar çekti; zor, baskı, sürgün ve şiddete maruz kaldı, birçok bakımdan da mağdur oldu. Eğer bu günlere bir şekilde gelindiyse bu arkadaşlarımızın emek ve özverileri sayesinde gelinmiştir. Bu vesileyle bugüne kadar sendikal mücadeleye kendi çapında katkı sunan, bedeller ödeyen ve aramızdan ayrılan tüm arkadaşlarımızı da sevgi ve saygıyla anıyorum.

Sendikal anlayış ve mücadele perspektifinin nasıl olması gerektiğinden önce, var olan olumsuzluklar üzerinden bir durum tespiti yaparak açılım sunmaya çalışacağım. Sendikal sürecin sağlıklı işleyişine ayak bağı olan çeşitli nedenler var. Kendimce belirlediklerim şöyle:

1) Yeterli sendikal kadroların olmayışı,

2) Sendikaların içindeki farklı klikler arasındaki anlamsız çatışmalar; “Sen ben bizim oğlan” hâkim anlayışıyla hareket edilmesi,

3) Aktif sendikacı, pasif üye anlayışının hem yönetici hem üye tarafından hâlâ benimseniyor olması,

4) Sendikaların ekonomik anlamda somut kazanımlar elde edememesi (Şüphesiz ki sendikalar salt ekonomik haklar için var olan yapılar değildir. Ne acıdır ki günümüz sürecinde, genellikle ve çoğunlukça bu açıdan değerlendirilmektedir. Oldukça önemli, gerekli ama yeterli olmayan bir alan ekonomi.. Çünkü öte yandan bununla birlikte, insanların siyasal bir bilince de kavuşturulmasıdır aslolan. Oysaki bu bilinçten yoksunluk, aynı zamanda “müdahale yoksunluğu”nu da beraberinde getirir.),

5) Kullanılan dilin çok kitabi olması. Emekçilerle sağlıklı iletişimin kurulamayışı,

6) İnsanlardaki yılgınlık, artık bundan sonra ne yapılırsa yapılsın hiçbir şeyin değişmeyeceğine olan inanç,

7) Dünyada ABD’nin öncülüğündeki emperyalist güruh ve onların ülkemizdeki işbirlikçileri her daim, her türlü araç-gereçleriyle, devasa medya kuruluşlarıyla “örgütlenme” , “dayanışma” , “hak” vb. kavramlara, bu yöndeki uygulamalara kara çalıp bunları değersiz olarak gösterirlerken; sözleşmeliliği, esnek çalıştırmayı sütten çıkmış ak kaşık gibi algılatmaları.
Minare çalınmış; verimlilik, maliyetleri düşürme, dünyaya ayak uydurma! kılıfları ise hemen hazır tabii.

Devam edecek…

Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012

  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları