Şiddet Hakkı Olur mu?-1 / Murat Özhan
Şiddet Hakkı Olur Mu?-1 / Murat Özhan
Yaşamımızın her alanını işgal eden ve insanlıkla bağdaşmayan bu şiddet olgusu, nasıl engellenebilir acaba? Sevgisizliklerimizin bu denli ayyuka çıktığı bir dönemde şiddet içeriklerinden uzak durmak nasıl mümkün olur? Birbiriyle hiç ama hiç yan yana gelemeyecek sevgi ve şiddetin mücadelesinde, hangisi galebe çalacak?
“Şiddet Hakkı Olur Mu?” başlıklı iki bölüm halinde tasarladığım yazımı, yukarıdaki sorular bağlamında sosyo-politik açılım sunarak aktarmaya çalışacağım..
Şiddet egemen içre bir dünyada yaşadığımızın kuşkusuz ki farkındayım/farkındayız. Şiddet kültürüyle yatıp kalkıyoruz. Sokakta, evde, işyerinde, hemen her yerde bir şiddettir almış başını gidiyor. Anasını öldüren evlatlar, bebesine kıyan analar, kız arkadaşının kafasını kesenler gırla gidiyor. Yine şiddet ve vahşete dair aklıma bir çırpıda gelenler: Geçmişteki Maraş, Çorum ve Sivas toplu kıyımlarından, çocuk yaştaki insanların işlediği “Dik baktın” cinayetlerinden tutalım da gazeteci Hrant Dink’in katledilmesine, her yıl 1 Mayıslarda gerek göstericilerin gerekse kendi işinde gücünde olan vatandaşların güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kalmasına, Yunanistan’da polis kurşunuyla bir gencin öldürülmesine, İsrail’in Gazze vahşetine, birkaç gün önce Mardin’de 44 vatandaşımızın canına kıyılmasına kadar birçok benzeri toplumsal olayda da, sebep her ne olursa olsun bu şiddet kültürünün derin izleri görülmüyor mu? Gerçi dünyadaki tüm melanetlerin müsebbibi ABD ve onun savunduğu ve var gücüyle yaymaya çalıştığı emperyalizmdir. Faşizm de emperyalizmin deyim yerindeyse gayri meşru çocuğudur. Gücünü şiddet ve ölüm üzerine temellendirmiştir.
Şiddet her zaman silah yahut kaba kuvvet anlamına gelmiyor. Sözle, dille de şiddet uygulanabilir yahut yetkileri, erki ellerinde bulunduranlar, sizi söz söyleme hakkından mahrum bırakarak da şiddet uygulayabilirler. Egemen şer odakları şiddeti kendilerine verilmiş bir “hak” olarak görseler de, şiddetin hakkı olmaz. Burada söylemek istediğim şudur: “Şiddet hakkını” şiar edinenler, doğrudan doğruya “AYNI UYGULAMANIN KENDİLERİNE DE YAPILABİLİRLİĞİNİ KABULLENMİŞ OLURLAR.” Aslında buradaki vurgum tastamam, şiddetin şu veya bu şeklinin ne olup olmadığına değil, şiddetin her ne olursa olsun bir hak olmaktan çıkarılmasınadır. Tekrarlamak istiyorum: Şiddetin hakkı olmaz. Şiddet bu bağlamda değerlendirilmelidir.
Sosyo-politik bağlamda, statükocu egemen bakış açısı, kendi varlığını sürdürebilmek için elinden geleni ardına koymaz. Her türlü araç gereciyle emekten yana olanları sindirmeye, şiddet kullanmaya, baskı altına almaya çalışır ama “öldürmez”. Şayet öldürürse, kendi kuyusunu kazar. Çünkü kapitalizmin varlık nedeni emekçi sınıflardır. Emekçiler olmazsa kapitalizm de dolayısıyla sömürü de olmaz. Bu bakımdan “öldürmez” kapitalizm. Sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla da zor kullanır. Bu cümledeki “zor”, çok geniş boyutta düşünülebilir. Örneğin devasa kitle iletişim araçlarını ellerinde bulunduranlar dahi bilinç bulanıklığı yaratarak “zor” kullanıyorlar bir bakıma. Emekçiler, emeğin değerleri adına mücadele edenler, birçok “zor”a, baskıya maruz kalsalar da, geri dönüşü olmayan bedeller ödemiş olsalar da, her ne olursa olsun sömürüsüz, şiddetsiz, barışçıl, eşit, adil, sevgiye dayalı bir dünya yaratmak için var güçleriyle çalışmaktalar, bundan sonra da çalışacaklardır.
Devam edecek…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012



SEVGİLİ MURAT, yine önemli bir konuya, önemli olduğu kadar da güncel bir konuya değinerek sosya- politik açıdan incelemişsin paylaşımın için teşekkürler…
Bazen düşünüyorum da korkuyorum…Biz insanları, bitkilerden, hayvanlardan ayıran akıl dediğimiz olgudan korkuyorum…
Düşün ki öyle bir akıl ki, işine gelmeyen insanları yok etmek, köklerini kazımak için anne karnındaki çocukları bile öldürmekten geri durmuyor…
öyle bir akıl ki, kendi öz kızını yıllarca zincirleyerek tecavüz edebiliyor…
öyle bir akıl ki gencecik çocukları uyuşturucu müptelası yapıp, para karşılığı satabiliyor…
öyle bir akıl ki sevgi yerine şiddeti, sağduyu yerine öfkeyi, aşk yerine nefreti, gözüdönmüşlüğü koyuyor… Söyle böyle bir akılla ne yapılabilir?
Şiddetin hiçbir türlüsünün hakkı diye bir şey olamaz haklısın, ama sistemimizin şiddeti körüklediği ve bu şiddet içinde yaşam bulduğu gerçekliğini de kabul ediyoruz…
ve bu gerçekle savaşmak için güç istiyoruz…
sevgiler…