Yaşam Gerçeğinden Toplum, Sanat ve İnsana Genel Bir Bakış-1
Murat ÖZHAN
Yürekten yüreğe yol vardır
Yeter ki kapılar açık ola
Yunus Emre
Zamanın o sonsuz ve karşı konulamaz akışında, ömürden bir gün daha gitti ve ben çentikhaneme bir çizik daha attım. Bu dünyadaki yerimiz ne ola ki? Denizde bir damla, çölde bir kum tanesi misali kapladığımız hacim ölçüsünde biz de bu dünyada varız diyebilmek adına deneyimlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi paylaşıyoruz işte en insani yanımızla.
Aslında salt her duygu ve düşünceyi “ifade etmek” düzeyinde kalış, yarım kalan bir çabayı duyumsatıyor bana. Çünkü var olan her bir şeyin kaynağı “yaşam” dediğimiz ama orasından burasından çekiştirip bir türlü tanımlayamadığımız, anlam veremediğimiz meret olsa gerek. Gerçi her tanımlamanın bir kısıtlama getirdiğini, her kısıtlamanın da bizi doğalarımızdan adım adım uzaklaştırdığını biliyorum şüphesiz. Ama anlaşmak için bu merhalelerden, bu “söz dünyası”nın köprüsünden geçmek kaçınılmaz görünüyor şimdilik. Bu, gerekli ! ama yetersiz bir girişim. Her şeyden önce, duyup öğrendiklerimizi yaşama geçiremiyorsak, söz düzeyinden ileri gitmiyorsa, bir kıymeti harbiyesi kalır mı söylenenlerin… Sanmam. Bizim, bu evrendeki yerimizi kim ne derse desin, hem de şaşmaz bir şekilde belirleyenin yaşam ve dolayısıyla insan gerçeği olduğunu zihnimize kazımak gerekiyor artık. Ne sanat, ne resim, ne söz, ne düşünceler, bir markete gidip ekmek alabilir (Burada, sanatın da düşüncenin de değersiz olduğu anlamı çıkarılmamalı. Hareketin önceliği vurgulanmak amacıyla böyle bir örnek verildi.) Bunu yapan etli butlu, kanlı canlı insanın ta kendisidir, insanın eylemidir. Sanat da, söz de insanın harekete geçmesi için onun zihninde ancak bir kıvılcım çakarak yardımcı olabilir.
Çağımız, “çok çiğ çağ” nitelemesini haklı çıkaracak olaylara tanık oluyor. Yozlaşmış ve hala ısrarla yozlaştırılmaya çalışılan kültürümüz, silahlanmaya harcanan bunca para, zaman ve emek, başını alıp giden çevre kirliliği, su sorunu(Belki de yakın gelecekte petrol yerine “su savaşları” yaşanacak) kırılganlıklar, içe dönük yaşamlar, bana dokunmayan yılan bin yaşasın hezeyanı ile yatıp kalkanların duyarsızlıkları, yaşam alanımızı nefes almamacasına daraltıyor. Her geçen gün, insanlar birbirinden biraz daha uzaklaşarak o “güvenli” aşiyanlarına çekilip bir sonraki günün rutinliğini tekrar yaşamak üzere işyerlerinin yolunu tutuyorlar.
Sürecek…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012



Duygu birliğinin, yeniden doğduğu yerde yaşam yeniden başlar.” Kafka’nın kaleminden çıkmıştır bu cümle.
Tüm sanatlar gibi yaşam da, aştıktan, unuttuktan sonra gerçekleşebilir. Ama ilkin bilmek gerekir. Zira hiç bir şey bilmeyenin unutabileceği de bir şeyi olamaz. Bilenin unutması, gerçekten unutma değil bildiklerini aşmasıdır. Herhangi bir nesnede, herhangi bir insan yüzünde o dünyayı yeniden kurup yaratabilir insan. Tıpkı yaşamın içindeki yaratıcılık, yaratıcılığın içindeki yaşam gibi.
sürecek…sevgiler
Merhabalar efendim, öncelikle bloğumu ziyaretinizden dolayı tşkler ederim. Ve yaptığım hata konusunda da beni uyardığınız için tekrar teşekkürler. Görüşmek üzere
Merhaba,yazını okurken Hasret GÜLTEKİN’in de seslendirdiği söz ve müziğinin Zülfü LİVANELİ’ye ait olduğunu bildiğim “ESKİ TÜFEK”parçasını mırıldanmaya başladım…
ESKİ TÜFEK
bir insan ömrünü neye vermeli ?
tükenip gidiyor ömür dediğin
yolda kalanda bir yürüyende bir
savrulup gidiyor ömür dediğin
yolda kalanda bir dostum yürüyende bir
savrulup gidiyor insan dediğin
yüreğin ürperir kapı çalınsa
esmeyen yelinden hile sezerler
künyeler kazınır demir sandıkta
harcanıp gidiyor insan dediğin
künyeler kazınır demir sandıkta
harcanıp gidiyor insan dediğin
dışı eli yakar içi de seni
sona eklenmedi önce gideni
ayrılık gününün kör dereleri
bölünüp gidiyor nehir dediğin
ayrılık gününün dostum kör dereleri
bölünüp gidiyor nehir dediğin
bir insan ömrünü neye vermeli
paramı onur mu kaç dikenli yol ?
ağacın köküne inmek mi yoksa ?
çırpınıp duruyor yaprak dediğin
ağacın köküne dostum inmek mi yoksa ?
çırpınıp duruyor yaprak dediğin…
Merhaba,
Bahsettiğin bu olumsuzluklar yalnızca insan ürünü düşünürsek.
Her şeyden haberi olanlar,lafa gelince mangalda kül bırakmayanlar uygulamaya gelince nasıl da ruhsuzlaşıveriyor gerçekten? Sadece ve sadece kişinin kendi çıkarları söz konusu oluyor umarsızca,hatta utanmadan.
Tersini başarabilen kaç kişi kaldı merak ediyorum.İnsanların birbirine küçücük bir tebessümü veya selamı bile çok görür olduğu bir yer artık ”Kardeşce Yaşayalım!”deyip,sevgi ve barışla sarmalanmasını istediğimiz bu dünya.
Kirlilik..Yine biz insanların eseri.Sanayileşmenin ortaya çıkardığı,en çok da para babalarını daha zenginleştirme adına ortaya çıkan kötü bir gerçek.En çok 150 yıl kadar bir geçmişi var ve ne kadar büyük bir hızla yaşanmaz,soluk alınmaz,sağlıklı yaşamamıza izin vermeyecek kadar kötü bir hale getirdi her yanımızı..
Kaç kişi geri dönüşüme katkıda bulunmak içi”Daha az araba kullanayım!”veya ”Şuraya bir ağaç dikmeliyim!” diye düşünüp çözümün bir parçası olmaya çabalıyor?
Duyarlılık dolu bir dünyada tüm insanların sevgi ve saygıya, güzelliklere yelken açması umut ve dileğiyle,paylaşımın için teşekkür ediyorum..
Sevgi ve saygıyla…
Sevgili arkadaşlar,
Değerli yorumlarınız,düşündüğünüzün kanıtıdır hiç şüphesiz.
Düşünce ve yorumlarımızın birbirimize güç ve ilham vermesi temennisiyle size teşekkür ederken sevgi her daim yanı başınızda olsun diyorum..