Toplam okunma 1.671
ana sayfa > Şiir > Attila İlhan, doktor şandu’nun esrarı

Attila İlhan, doktor şandu’nun esrarı

Pazar, 06 Ara 2009 yorum ekle Go to comments

Öndeyiş / Murat Özhan

Attila İlhan, “meraklısı için notlar”(1) bölümünde, “doktor şandu’nun esrarı” şiirinin adının eski bir film adı olduğunu ve kahramanın karanlık bir doktoru canlandırdığını, küçük sezar’ın ise bir gangster karakteri olduğunu belirttikten sonra, bu şiiri sinema çağrışımlarıyla bulanmış bir bilinçaltı şiiri olarak nitelendiriyor. Aklın baskısından kurtulmayı cogito ergo sum’u (düşünüyorum o halde varım) önemsizleştirerek verirken bilinçaltını yüceltmeyi freud’a göndermeleriyle hissettiriyor.

Şiirin bütününde hâkim olan unsurun ölümle cebelleşme, ölüme meydan okuma olduğunu düşünüyorum. Attila İlhan’ın bir imge avcısı olduğunu söylemeye bile gerek yok. Gerçekten benzersiz imgeleriyle kendine has şiir dilini kurmayı başarmış bir şair o. Şiirde geçen şu birkaç imgeye bakmak yeterli bunun için: kendini nitrik aside benzeterek terlemesi, karanlıkta büyüyen kan çiçeğinin sevişmek gülü olması, damardaki kanın uğuldaması…

Bu blogdaki sayfalarda yerini  yeniden alan Attila İlhan’ı sevgi ve minnettarlıkla anıyorum.

doktor şandu’nun esrarı

hayır 18 işimiz başka türlü bitmeyecek
otomobil farlarından çiçekler oyup iliştirsek de gözlerimize
dudaklarımızı iki şimşek gibi birbirine de bitiştirsek
hayır 18 işimiz başka türlü bitmeyecek
değil mi ki ben soğuk bir namlu gibi kuşkulu bir profil
değil mi ki sen çıkıp çıkıp bir bıçak atıyorsun 12’den
bırak öyleyse kısa devre yapsın johann sebastian bach
bir kere de yalnızlığın trampetlerini dinleyelim
şişedeki alkol iki ağır batarya tutar mı hiç belli değil.
vurdukça vursa da yenilmeyiz avuçlarımızdaki portakal kokusuna
değil mi ki ben nitrik asit terlemekteyim mendil mendil
değil mi ki sen çıkıp çıkıp bir bıçak atıyorsun 12’den

18 seni yazdım küçük sezar gangster olmadan önce
absent içip azar azar bir şiir gibi tamamladım
çıkmamış çıkmayacak hiçbir yerde
ne hoyrat kadınsın cam yeşili eteklikler giyen
tıpkı o filmdeki gibi adını hatırlamadığım
ne vakit bereni çıkarsan kıpkızıl saçların dökülür alnına
hani bir telefonda kıstırmıştım sonu sıfırla biten
seni küçük sezar’ın öldürüldüğü gece
karanlıktan kapılar kırılmıştı
sokak içlerine sığamamıştım
açık saçık fıkralar anlatıyordun yine de

18 seni yazdım niye yazdım bilmiyorum
yeni kaşlar çiziyorum mermi ıslıklarından çok suratına
dişlerinin ucunda ancak tutabildiğin komitacı gülümsemeleri
asansör kapılarından koridorlara bir ışık gibi sızabilmek
hiçbir daktiloda olmayan yeni bir alfabenin harfleri
işte çapı belirsiz bir de silah çiziyorum
çırılçıplak bir herif gibi yanıbaşına
çünkü beni ne yanlış yazıldığım bu senaryodan siliyorlar
ne de senin çantanda dudak rujundan başka bir şey var
bırak öyleyse kısa devre yapsın cogito ergo sum
bir kere de çılgınlığın tamtamlarını dinleyelim
damardaki kan mı uğuldar yoksa mağaralar mı hiç belli değil
vurdukça vursa da yenilmeyiz egzozdaki mazot kokusundan
değil mi ki benim şairliğime bütün ikinci kaptanlar kefil
değil mi ki sen çıkıp çıkıp bir bıçak atıyorsun 12’den

hayır 18 işimiz başka türlü bitmeyecek
yum gözlerini ışıkları söndür kapansın kapılar
öpüp okşadığın küçük sezar’ın takma dişli ölüsüdür.
birkaç büyük yarası vardır ki kırmızı gözler gibi bakar
warner bros’un en kral hafiye filmlerinden
dakikada birkaç yüzyıl sararıp eskiyerek
hayır 18 işimiz başka türlü bitmeyecek
değil mi ki ben doktor şandu’yum degav degav degav
değil mi ki sen çıkıp çıkıp bir bıçak atıyorsun 12’den
bu karanlıkta büyüyen kan çiçeği sevişmek gülüdür
yamyam kadınların ısırıp ta dibinden kopardığı
o tırtıllı dişleri beyaz beyaz ve beyaz
dövmeli suratları erkek

18 seni yazdım niye yazdım bilmiyorum
saçlarının üstünde gök kırılıyor kalçaların yanardağı
bir buhurdan tütüyor burun deliklerinden bak şu işe
aç tırnaklarınla gece kibritlerine uzanır uzanmaz
çıkar şu gözlüklerini seni merceklerin ardında sevmiyorum
ışıkları söndür diyorum kapansın bütün kapılar da
siyah bir orkide koklayalım sevişe sevişe
çünkü ne beni yanlış yazıldığım bu senaryodan siliyorlar
ne de senin elinde fahişeliğinden başka bir şey var
bırak öyleyse bırak kısa devre yapsın yeniden
siegmund freud’un kulaklarımıza fısıldadığı
bir kere de küçük sezar’ın telsizlerini dinleyelim
bileğindeki saat mi işliyor bir yerimize saatli bomba mı koymuş
yenilmedik hiç yenilmeyeceğiz ölüm korkusuna
değil mi ki ben doktor şandu’yum degav degav degav
değil mi ki sen çıkıp çıkıp bir bıçak atıyorsun 12’den

Attila İlhan
(1)Attila İlhan, Belâ Çiçeği, sf: 31-35, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 13.Baskı, Ocak 2009, İstanbul

Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012

  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları