İşçileri Niçin Öldürmeliyiz ?
İstanbul Tuzla tersanelerinde asgari ücretle çalışırken gariban ve emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan işçiler, trilyonluk yatların altında can verdi, veriyor, bundan sonra da verecek.Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?
Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünmezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarıda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler.
Çocuklarını iyi yetiştiremezler
Evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evlerine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında azarlarlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler.
Enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
Cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
On bir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler !
Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
Bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
Gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sünküre sünküre
Yollara tükürürler…
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar.
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde…
KÖYLÜLERİ, SÖYLEYİN NASIL NASIL KURTARALIM ?..
Şükrü Erbaş
Karikatür: Musa Kart
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 22 May 2012



Köylüleri, işçileri nasıl, nasıl kurtaralım?…
Bu soruyu hep sormaktayım…
Ama onlar istemedikçe bunun gerçekleşeceğini düşünmüyorum…
Biz onların yerine bu soruyu sordukça bu kurtuluş gecikiyor..
Biz onların kendisine ve birbirlerine bu soruyu sormalarını sağlamaya çalışmalıyız…
sevgiyle…
Merhaba nehiro,
Söylediklerine külliyen katılıyorum.
Yazımda,şairden esinlenerek “köylü” yerine “işçi” sözcüğünü getirip o soruyu sormakla bir ironi yapmak istemiştim.
Sevgili Şükrü Erbaş’ın,şiirini Türkiye’nin hali pür melaline dikkatlerimizi çekerek(yani tam da bize..)bilincimizi açık tutma “niyeti” ile yazdığını düşünüyorum.
Artık bir alışkanlık haline getirdiğimiz kanıksamaya,duyarsızlığa tersinleme yaparak tepkisini bu şekilde dile getiriyor.
Şüphesiz ki,emekçilerin refaha kavuşmaları yine kendilerinden geçiyor,senin de dediğin gibi.Ama egemenlerin her türlü araç-gereci,devasa medya organlarıyla gerçekliği çarpıttığı,eğip büktüğü bir ortamda emekçilerin bilinçlenmesi de o oranda güç..
Bize düşense,bulunduğumuz her ortam ve fırsatta hiç bıkmadan,yılmadan aydınlatma faaliyetlerini yerine getirmek.
“Kararmasın yeter ki/Sol memenin altındaki cevahir.”
Sevgilerle..
Bana kalırsa aydınlatma faaliyetleri hiçbir işe yaramıyor Sayın Beyrek..
Size başka bir dünyanın insanıymış gibi bakıyorlar..İşçimiz,köylümüz kanayan bu yarayı ”YAZGI”olarak kabullenmiş gibi..Umutlar tükenmiş..
Bu bireysel olarak gerçekleştirilmesi mümkün görünmeyen bir şey takdir edersiniz.Acilen sivil toplum örgütlerinin çoğalması gerekli.
Lafla peynir gemisi yürütenler yıllardır bir işe yarayamadılar.Zaten amaçları da sırf kendi çıkarları idi ya..
Sosyal yaralara çok güzel bir şekilde parmak basarak ses vermeniz ,onları şiirlerle harmanlayarak etkisini katlamanız müthiş..
Sizi kutluyor,teşekkür ediyorum..
Merhaba kasımpatı,
“Ne yapılırsa yapılsın,hiç bir şeyin değişmesi mümkün değil!” inancı öylesine kökleşmiş ki,bu durum insanı derinden yaralıyor.
Oysaki insanlar neler yapabileceklerinin bir farkına varabilseler,sanıyorum bu yazgıya boyun eğmezler.Ama bu da şüphesiz ki kolay değil.Çünkü yüzyılların getirdiği alışkanlıkları kırmak,düze çıkmak zaman gerektirir.Bunun içinse,dayanışma ve vicdani sorumluluk bilinci ile hareket etmek,bulunduğumuz konumda elimizden gelenin en iyisini,”ERTELEMEDEN”,yarına bırakmadan yapmaya çalışmak,şu an için çözüme en yakın yol gibi gözüküyor.
Demokratik kitle örgütlerinin varlığı,toplumlar için can simididir ama sonuçta bu kurumlar da tek tek bireylerden oluşuyor.Bireyler,üzerine düşeni,icap edeni yerine getirmezlerse tıkanıklık ve daralma,o andan itibaren başlıyor.
Ne zaman ki “Gemisini yürüten, kaptan” anlayışından kurtulup toplumsallığımızın kıyılarında yol almaya başlarız,o zaman insanca bir yaşama doğru adım atabiliriz sevgili kasımpatı.
Sevgilerle..