Toplam okunma 1.312
ana sayfa > Şiir > Mevlâna’nın Rubaileri

Mevlâna’nın Rubaileri

Pazar, 20 Mar 2011 yorum ekle Go to comments

Öndeyiş / A.Murat Özhan

Blog sayfalarında, geçtiğimiz yıllarda hem Melih Cevdet Anday’ın hem de A.Kadir’in çevirileriyle Mevlânâ’nın şiirlerini yayımlamıştım.

Bugünse, Asaf Hâlet Çelebi’nin hazırladığı “Mevlânanın Rubaileri” (1) adlı kitaptan beğendiğim birkaç rubaiyi şiir severlerle buluşturmak istiyorum.

Hazırladığı kitapta, rubaileri, düzyazı şeklinde ele almayı uygun gören Asaf Hâlet’in tersine dize esasına göre yeniden inşa ettim (Ne kadar başarılı oldum, bilmiyorum). Ayrıca, Asaf Hâlet’in rubailere verdiği numaralara hiç dokunmadan ve küçükten büyüğe doğru giderek yayımlıyorum şiirleri.

13
Ne ben benim, ne sen sensin, ne sen bensin;
Hem ben benim, hem sen sensin, hem sen benim
Ey Hotan potu: ben seninle o hale geldim ki,
Sen ben misin yoksa ben sen miyim diye yanılıyorum.

Hotan: XI. Yüzyılda İslamiyeti kabul eden Budist. Ayrıca, putperest olan Doğu Türkistan şehirlerinden biridir.

15
Aşkınla âlemin erganunu oldum.
Senin mızrabınla gizli hallerim faş oldu.
Vücudumun harap olan şekliyle bir çenge benzedim;
Hangi perdeye dokunursan oradan inliyorum.

18
İnsanın çamurunu aşk şebnemile yuğurdular
(onun için) âlemde yüzlerce fitneler hâsıl oldu.
Aşkın yüzlerce nişteri ruhun damarlarına girerek
Oradan bir karta aldı ve ona Gönül ismini verdi.

23
Sevgilimle bir gül bahçesinde geziniyordum,
Bakışlarım farkında olmadan bir güle düştü.
Sevgilim o zaman bana dedi ki: “Utan; benim yüzüm
Bu kadar yakınında da sen yine güle bakıyorsun!”

26
Sevgilimin aşkı ile avunmaya başladığım ilk zamanlar
Komşularım feryatlarımdan uyumazlardı.
Şimdi feryatlarım azaldı, aşkım arttı.
Evet… Ateş alevlendiği zaman duman kaybolur.

28
Âşık tevazu gösteremez de ne yapar,
Geceleri senin bulunduğun yere gelmez de ne yapar?
Senin büklüm büklüm saçlarını öperse hayret etme;
Divane zincirini çiğnemez de ne yapar?

39
Ben aşka aşığım; o da bana âşık.
Cisim ruha, ruh da bana âşık.
Bazen ben kollarımı onun gerdanına doluyorum:
Bazen de güzellerin yaptığı gibi o beni boynumdan çekiyor.

46
Ey cihanın canı! Ben canın da cihanını kaybettim.
Ey ay, ben yeri ve göğü kaybettim.
Şarabı avucuma tutuşturma, ağzıma dök!..
Ben sarhoşluktan ağzımın nerede olduğunu unuttum!

50
Sen gittikten sonra ben kan ağladım.
Senin büyük kederinle uzun uzun ağladım…
Sen yalnız gitmedin; gözlerim de senin arkandan gitti.
Mademki artık gözlerim yok, nasıl ağlayabilirim.

52
İşte bağ, bahar ve yüksek serviler ey ruhum!
Biz yine buralara gitmeyelim, ey ruhum!
Nikabını aç ve arkana it; şimdi ev tenha
Ve seninle ben varız ey ruhum!

82
Ey hâkim! Gece nedir bilir misin? Dinle;
Gece âşıkların bigânelerden saklanması içindir.
Bilhassa bu gece… Bu gece ki ay benim evimde,
Ben sarhoş, gece aşık ve ay da divane iken!..

85
Sevgin gönlümü öyle doldurdu ki
Orada kendisinden ne varsa yaktı, bitirdi.
Aklı, dersi, kitapları unutturdu,
Ve şiir, güzel, rubai öğretti.

104
O tanınmış güzel benim sararmış yüzümü görünce
Dedi ki: “Bundan sonra benim senin olacağını ümit etme.
Çünkü sen yüz ay benimle kaldığın halde
Hala hazan rengindesin… Bende ise bahar rengi var.”

Mevlânâ

Mevlânanın Rubaileri, Hazırlayan: Asaf Hâlet Çelebi, Kanaat Kitabevi, İkinci Bası, 1944, İstanbul

Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 22 May 2012

Categories: Şiir Tags: , ,
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok

olhayat, tasdix kullanır Creative Commons License Kullanım Kuralları