Nâzım Hikmet, Beş Satırla
Öndeyiş / Murat Özhan
Nâzım Hikmet’in adı üstünde, “Beş Satırla”, kısacık ama bendeki çağrıştırdıklarıyla oldukça yoğun şiiri üstüne birkaç söz söylemeden olmaz. Bir anlamda vefa borcu..
“Giden” ve “gelmekte olan” ifadeleri için söylüyorum, bu şiir bağlamında içine ne koyarsanız koyun anlamlı bir temele oturur sorunsuzca.. Ustalık, bu olsa gerek, muazzam bir kurgu, müthiş bir bütünlük.. Bendeki çağrışımları şunlar: Önceki dizelere bakarak riya, yalan, ayrılık, bencillik “giden”i; kardeşlik, barış, aşk, biz “gelen”i imleyebilir. Tersinden de okunabilir ama komünist bir şairin karamsarlık yerine aydınlığı, güzel günleri muştulayacağı bilinci ve inancı daha ağır basıyor.
Bir başka açıdan ise “giden”, ölümü; “gelen”, doğumu da simgeleyebilir. Ölüm, çürümüşlüğü, yok oluşu; doğum, canlılığı, tazeliği, hayatı anımsatır her daim. Kim bilir belki de henüz bilgisine ulaşamadığımız her ölüm (Çünkü ölümü, ancak başkalarının vefatı ile kavrayabiliyoruz şu an için), yeni bir doğuştur.. Ölüm için, bundan sonrası belirsizlik halesi ile sarmaş dolaş vesselam..
Bu sonsuz akışta, diyalektik yalınlıkla “gideni ve gelmekte olanı” veren Nâzım’a yürekten selâm.
Yüce Şair Nâzım’la, onun elini sıkamasam da, aynı yüzyılda yaşadığım ve aynı coğrafyayı soluduğum için çok mutluyum ve anısı önünde saygıyla eğiliyorum…
Beş Satırla*
Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.
1946
Nâzım Hikmet
*Nâzım Hikmet, Bütün Şiirleri, {Yatar Bursa Kalesinde (Şiirler 4)}, Yapı Kredi Yayınları, 5.Baskı, İstanbul, Mart 2009
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 22 May 2012


Bu beş satır 1946 yılında hayatı doğru anlayan bir insanın dizeleriydi. Ya 64 yıl geçtiği halde göremeyenler, anlayamayanlar…”yenebilecek mi yalanı? anlayabilecek mi gideni ve gelmekte olanı”
Mutlaka güzellik galebe çalacak.. Ama ne zaman. İşte can alıcı soru bu. Ne zaman? Aslında, Nâzım döneminde de vardı, “gelen”i ve “giden”i anlayamayan, dahası bön bön bakan.. Bunlar dünya var olalı hiç eksik olmadı. Nâzım da sanatçı duyarlılığını hiç bırakmadı.
Sevgilerle..
Son söz yine Nâzım’ın olsun:
Öfkeden ağlanasıya sersem
Gaddarcasına bedbahtız
Fakat asla umutsuz değil.
“ne zaman?”
Bu soruyu sormaya başladın mı umutsuzluk ve bezginlik alıyor lebi deryayı!…
Nazım zamanında da, sonrasındada, şimdide ve gelecektede olacak anlamayan, görmeyen, duymayan ve hissetmeyenler…
hiç yok olmadı ve olmayacakta…
bence en büyük terazi bu…
bir tarafta birileri diğer tarafta başka birleri…
yani ötekiler ve berikiler…
ben hiçbirisinin galebe çalacağını düşünmüyorum…
bu böyle sürüp gidecek çünkü denge bu…
sevgiler…
Sormak istediğim şu sevgili Nihal,
Biz, bir taraf mıyız? Tarafsak hangisiyiz? Öteki mi beri ki mi? Bunları birbirinden ayıran temel kıstaslar neler?
Ülkemizde ve dünyada yaşananlar, hiç şüphesiz insanı umutsuzluğa sevkedebilecek nitelikte ama Nâzım ve onun gibi olan yurtsever ve evrensel insanlar, birçok tehlikeyi canları pahasına göze alarak mücadele etmediler mi? Hapislerde çürümedi mi? Bu insanlar bilmiyorlar mıydı anlamayan, görmeyen, hissetmeyen insanları. Yüreklerinden süzülüp gelenleri dile getirmediler mi? Evet belki onları birileri bıraktı..
Ama, Nâzım ve onun gibi yürek insanları, sanatçı duyarlılığını hiç bırakmadı.. Hiç…
Sevgilerle..
Biz mutlaka bir tarafız… hep bunun için emek sarfetmiyormuyuz…bir taraf olduğumuzu göstermek için açıkca ve cesaretle… ve tarih boyunca kaybeden tarafız… ama kazanılmayacak bir zafer için bile mücadele etmeye razıyız… kazanmak için ya da onun yolunda ölmek için…