Nâzım Hikmet, Karanlıkta Kar Yağıyor
3 Haziran 63… 3 Haziran 2009…
Nâzım Hikmet’in 46. Ölüm Yıldönümü Anısına Sevgi ve Minnettarlıkla…
Karanlıkta Kar Yağıyor
Ne mâveradan ses duymak,
ne satırların nescine koymak o “anlaşılmayan şeyi”,
ne bir kuyumcu merakıyla işlemek kafiyeyi,
ne güzel lâf, ne derin kelâm…
Çok şükür
hepsinin
hepsinin üstündeyim bu akşam.
Bu akşam
bir sokak şarkıcısıyım hünersiz bir sesim var;
sana,
senin işitemeyeceğin bir şarkıyı söyleyen bir ses.
Karanlıkta kar yağıyor,
sen Madrid kapısındasın.
Karşında en güzel şeylerimizi
ümidi, hasreti, hürriyeti
ve çocukları öldüren bir ordu.
Kar yağıyor.
Ve belki bu akşam
ıslak ayakların üşüyordur.
Kar yağıyor
ve ben şimdi düşünürken seni
şurana bir kurşun saplanabilir
ve artık bir daha
ne kar, ne rüzgâr, ne gece…
Kar yağıyor
ve sen böyle “No pasaran” deyip
Madrid kapısına dikilmeden önce
herhalde vardın.
Kimdin, nerden geldin, ne yapardın?
Ne bileyim,
mesela:
Astorya kömür ocaklarından gelmiş olabilirsin.
Belki alnında kanlı bir sargı vardır ki
kuzeyde aldığın yarayı saklamaktadır.
Ve belki varoşlarda son kurşunu atan sendin
“Yunkers” motorları yakarken Bilbao’yu.
Veyahut herhangi bir
Konte Fernando Valaskeros de Kortoba’nın çiftliğinde ırgatlık etmişindir.
Belki “Plasa da Sol” da küçük bir dükkânın vardı,
renkli İspanyol yemişleri satardın.
Belki hiçbir hünerin yoktu, belki gayet güzeldi sesin.
Belki felsefe talebesi, belki hukuk fakültesindensin
ve parçalandı üniversite mahallesinde
bir İtalyan tankının tekerlekleri altında kitapların.
Belki dinsizsin,
belki boynunda bir sicim, bir küçük haç.
Kimsin, adın ne, tevellüdün kaç?
Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim.
Bilmiyorum
belki yüzün hatırlatır
Sibirya’da Kolçak’ı yenenleri
belki yüzünün bir tarafı biraz
bizim Dumlupınar’da yatana benziyordur
ve belki bir parça hatırlatıyorsun Robespiyer’i.
Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim,
adımı duymadın ve hiç duymayacaksın.
Aramızda denizler, dağlar,
benim kahrolası aczim
ve “Ademi Müdahale Komitesi” var.
Ben ne senin yanına gelebilir,
ne sana bir kasa kurşun,
bir sandık taze yumurta,
bir çift yün çorap gönderebilirim.
Halbuki biliyorum,
bu soğuk karlı havalarda
iki çıplak çocuk gibi üşümektedir
Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların.
Biliyorum,
ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa,
insanoğulları daha ne kadar büyük
ne kadar güzel şey yaratacaklarsa,
yani o korkunç hasreti, daüssılâsı içimin
güzel gözlerindedir,
Madrid kapısındaki nöbetçimin.
Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam
onu sevmekten başka bir şey yapamam.
25.12.1937 / Haber Akşam Postası, 1 Ocak 1938
Nâzım Hikmet
Nâzım Hikmet, Bütün Şiirleri, {Yatar Bursa Kalesinde (Şiirler 4 kitabında, 1937-1951 yılları arasında yazdığı, ama sağlığında kendi derlediği -ve ancak ölümünden sonra basılabilen- kitaplarına almadığı şiirlerinden biri )}, Yapı Kredi Yayınları, 5.Baskı, İstanbul, Mart 2009
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 11 February 2012



Son Yorumlar