“İmge” Üzerine Son Deyiş / Murat Özhan
Ey oğul, eğer şair olup da şiir söylemeye niyetlenirsen, şiirde sözünün ruşen olmasına, yani açık olmasına çalış, sakın gamız söylemeyesin, yani örtülü söylemeyesin. Mesela bir şiirde bir sözün anlamını yalnız sen biliyorsan başkası bilmiyorsa böyle sözü söyleme, çünkü şiiri halk için söylerler, kendi kendileri için söylemezler. Öyleyse şiirin anlamı açık gerektir ki açıklığından ötürü herkes beğensin.(1)
Bu yazı, iki bölüm halinde yayımladığım Avner Ziss’in “İmge ve Gösterge” yazısı ile ilişkilendirilebilir de, bağımsız da okunabilir. Bu bakımdan yazının adında “son deyiş” ibaresi bulunmaktadır. Bu vesileyle dilimin döndüğünce, imge kavramını malumun ilamı babında yeniden görünür kılma denemesine girişeceğim.
devamını oku…
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012

İMGE VE GÖSTERGE-2 / Avner Ziss
(Resmi büyük görmek için üzerine tıklayınız.)
Görsel, Salvador Dali
Bilimsel dil, kendisini anlayanlarda, özdeş kavramsal süreçlere ve tepkilere yol açar. Bilimsel göstergelerin genelgeçer anlamı bildirişim sırasında kendisinin upuygun bir biçimde anlaşılmasına olanak verir. Eşanlamlılığa dayalı, bilimsel terimlere ve ad türetmelerine ilişkin sözlükler, son çözümlemede bu özgülükten yararlanarak yapılabilmektedir. Bilimsel göstergelerin asıl anlamlamasının bütünleyici ya da alternatif anlamları olamaz, sebebi de şudur: Bilim, nesnesinin açık ve kesin, tek-anlamlı gösterilmesinden (désignation) kalkarak soyut genellemeye varmayı amaçlar. Bu genelleme, ne denli tam olursa, bilim için o denli değer taşır. Sanat dilinde bambaşka bir şey sağlamaz ona. Sovyet estetikçisi Sémion Rapoport şöyle der haklı olarak: “Bilimsel dilyetileri için iyilik olan bir şey, sanat dilleri için kabul edilmeyecek büyük bir kusurdur. Özdeş değişkenlerin (variante) kullanımını sanata sokmak kötü sonuçlar doğurur; çünkü o zaman sanat, tüketicilerin kişiliği üzerindeki yenileştirici etkisini yitirir.”
devamını oku…
Bugün 4 kez okundu. Son okunma tarihi, 09 February 2012
Sisyphos ve Sanatçı / Murat Özhan
Sanat, gerçekliği kendine has ilkelerle yeniden yaratmak süreci. Şüphesiz bu süreç, sanatçı açısından kimi zaman oldukça karmaşık ve meşakkatli geçerken kimi zaman da basitlikler temelinde kalabilir. “Basitlik” ibaresi burada, değersiz anlamında yorumlanmamalı. Keza gerek yaşamda gerekse sanatta bilhassa edebiyatta nice basit “gibi” görünen şah eserler mevcuttur. Basit olanı görmek de bir marifettir ve asla küçümsememek gerekir. Sanat uğruna yaratılar ortaya çıkardığını sananların, güya entelektüel birikim ve bile isteye anlaşılmazlık kisvesi altında, aslında nasıl da kendi fildişi kulelerinde debelenip durduklarını burnumuzun dibindeki örneklerden biliyoruz.
devamını oku…
Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012
Murat ÖZHAN
hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şeyh Galip
(iyi bak kendine alemin özüsün sen
kainatın gözbebeği olan insansın sen)
devamını oku…
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012
Categories: sanat kuramı Tags: aragon, lorca, mayakovski, nâzım hikmet, pablo neruda, pasolini, patent, sanat kuramı, şeyh galip, telif, yaşam
Murat ÖZHAN
Bireyci dünya görüşünü yahut “sanat için sanat” anlayışını savunanların temel tezi şu: “Ben, başkaları için değil kendim için yaşarım, kendim için yazarım. Beni diğerleri ilgilendirmez. Hem ben başkaları için yazmadığımdan, anlaşılmak gibi kaygıları da taşımam. Toplum ya da halk benim için ‘vız gelir, tırıs gider’ “ Kısaca böyle. Bu anlayışı savunanları her nedense anlamakta zorluk çekiyorum. Neden mi?Bir önceki bölümde, insanın toplumun koşullarının ürünü olduğunu vurgulamam bundandı. İnsan, istemese de toplumsal bir varlıktır. Çünkü her “ben”, ancak ve ancak “sen”le var olabilir. Bunu tersinden de söylersek her “sen”, bir “ben”le mümkündür. Dolayısıyla diyalektik açıdan, biri olmadan öteki asla var olamaz. Kadın olmazsa erkek de olmazdı. İşte “ben” ve “sen” in birliği, “biz”i meydana getirir ki en az iki kişi de bir toplumdur.
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012
Murat ÖZHAN
Yaşama sanatına dair birçok kitap yazıldığını,konferanslar,söyleşiler düzenlendiğini biliyorsunuzdur.Hatta bu kitaplardan birini,kendinize yol göstermesi açısından okumuşsunuzdur da . Anlatımı ve verdiği oldukça ilginç ve akla yatkın örneklerle benzerlerinden sıyrılarak bir adım öne çıkmayı başarabilen bir kitaptan kısaca bahsedeceğim.
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 10 February 2012
Murat ÖZHAN
Kapitalizmin yarattığı ağır, habis, çirkef çalışma koşulları, insanları robotlaştırırken onların kendilerine ve birbirlerine yabancılaşmalarına yol açıyor. Tüm benliğini ağır ağır yitiren insan, örneğin işyerinde amirinin yaptığı en ufak haksızlıklara karşı gelmek noktasında sesini çıkarmazken/çıkaramazken evde, sokakta en eften püften olaylar karşısında aslan kesilerek kendi yaşamını dahi tehlikeye atabiliyor. Bu paradoksal/aksı durumdan nasıl bir hisse çıkarıla ki? Psiko-nevrotik bir haleti ruhiye içinde, cinnet ve cinayet arasında bir sarkaç misali gidip geliyor insan teki.
devamını oku…
Bugün 1 kez okundu. Son okunma tarihi, 03 February 2012
Murat ÖZHAN
Yürekten yüreğe yol vardır
Yeter ki kapılar açık ola
Yunus Emre
Zamanın o sonsuz ve karşı konulamaz akışında, ömürden bir gün daha gitti ve ben çentikhaneme bir çizik daha attım. Bu dünyadaki yerimiz ne ola ki? Denizde bir damla, çölde bir kum tanesi misali kapladığımız hacim ölçüsünde biz de bu dünyada varız diyebilmek adına deneyimlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi paylaşıyoruz işte en insani yanımızla.
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 05 February 2012
Son Yorumlar