Kişisel varlığımızı koruma kaygısından doğan korkularımız, bizim her alanda hareket kabiliyetimizi kısıtlıyor, kırılgan varlıklar haline gelmemize yol açıyor. “Gülmelerimiz” bile korkunun gölgesinde kalıyor ne yazık ki. “Korku” denen o ucubeyi biz insanların yarattığını bile bile onun esiri oluyoruz. Ne kadar acı verici bir durum. Kendi beynimizde kurguladığımız ve sonra da ortaya çıkardığımız bir kavram korku. Kendi tanımlarımızın, kendi kavramlarımızın tahakkümü altında yaşıyoruz. Her tanımlama girişimi de ister istemez az yahut çok bir kısıtlamayı içinde barındırıyor. Az ya da çok her kısıtlama da insanları doğallıklarından uzaklaştırıyor.
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 01 February 2012
Şiddet Hakkı Olur Mu?-2 / Murat Özhan
Bireyine karşı ceberut, baskıcı, zor kullanan devlet anlayışını terk edip insanıyla barışık, her daim insanı ön plana çıkaran, sevecen, demokratik bir yapı işe koşmak gerekiyor. Birey devlet için değil, devlet birey için vardır. Daha doğrusu “var olmalıdır”. Devlet, bireyine kin gütmez, bireyinin güvenliğini sağlamak ve refahını artırmakla yükümlüdür. Bu, “sosyal devlet” anlayışının da gereğidir zaten. Çünkü aslolan insandır. Her şey insan içindir ve tüm çabamız insanı, insanca yaşatmak adına olmalıdır..
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 03 February 2012
Şiddet Hakkı Olur Mu?-1 / Murat Özhan
Yaşamımızın her alanını işgal eden ve insanlıkla bağdaşmayan bu şiddet olgusu, nasıl engellenebilir acaba? Sevgisizliklerimizin bu denli ayyuka çıktığı bir dönemde şiddet içeriklerinden uzak durmak nasıl mümkün olur? Birbiriyle hiç ama hiç yan yana gelemeyecek sevgi ve şiddetin mücadelesinde, hangisi galebe çalacak?
“Şiddet Hakkı Olur Mu?” başlıklı iki bölüm halinde tasarladığım yazımı, yukarıdaki sorular bağlamında sosyo-politik açılım sunarak aktarmaya çalışacağım..
devamını oku…
Bugün 5 kez okundu. Son okunma tarihi, 03 February 2012
Şiddet Üzerine / Murat ÖZHAN
FELSEFE BİR SEVİNÇTİR – Şiddete Karşı Felsefe
Kafamızı ne yana çevirsek, adımımızı ne yana atsak şiddet içerikleri ile yüz yüze gelmemiz an meselesi.
Sokakta, evde, işyerinde, hemen her yerde bir şiddettir almış başını gidiyor. Anasını öldüren evlatlar, bebesine kıyan analar gırla gidiyor. Sokakta yürürken “Dik baktın” gerekçesinden çıkan kavgalar ve sonrasında ölümle biten vakalardan, işlenen siyasi ve siyasi olmayan cinayetlere kadar bir dizi şiddet kültürüyle yatıp kalkıyoruz. Yaşamımızın her alanını işgal eden ve insanlıkla bağdaşmayan bu olgu, nasıl engellenebilir acaba? Sevgisizliklerimizin bu denli ayyuka çıktığı bir dönemde şiddet içeriklerinden uzak durmak nasıl mümkün olur? Birbiriyle hiç ama hiç yan yana gelemeyecek, sittin sene uyuşamayacak sevgi ve şiddetin mücadelesinde, hangisi galebe çalacak?
devamını oku…
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 06 February 2012
Murat ÖZHAN
SEVGİ VE ÖLÜM
Sevdiklerimiz vardır,aramızdan ayrıldıklarında büyük bir boşluğa düşer,canımızdan bir parçanın kopup gittiğini derinden hissederiz.Damarlarımızda dolaşan,eski coşkusunu,tazeliğini,sıcaklığını yitiriverir ansızın.Ne etsek ne yapsak hep bir yanımız eksik kalır.Bu eksiklik ise,her daim acı hissi verir.Biz yaşadıkça tazelenen acılar,yüreğimizi dağlar,onların bir daha geri gelmeyeceğini bildiğimiz halde…Sanıyorum şunu da göz ardı etmemek gerek yaşadığımız müddetçe.O insanlar ki yapıp ettikleriyle,yaşadıklarıyla(Kuşkusuz ki her şeye rağmen, yaşanan tek tük olumsuzluklar,çoğunluktaki olumlulukların üzerini örtmemeli..)bize,geride kalanlara örnek olmuşlardır.Onların sözleri ve eylemleri,alacakaranlıkta kalanların yoluna bir ışık huzmesi halinde düşer.Onlardan,deneyimlerinden öğreneceğimiz çok şeyler var.. Ne biliyorsak onlara,tüm insanlığa borçluyuz.
devamını oku…
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 05 February 2012
Son Yorumlar