“Into the Wild” / A.Murat Özhan
2007 yapımı, “Into the Wild”, Sean Penn’in yönettiği bir doğaya dönüş filmi. Filmi ilk seyredişimde olduğu gibi dün akşamki ikinci seyredişimde de içimi bir hüzün sardı.
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 06 February 2012
Etrafımızda söz cambazı olup yaşamasını bilmeyen yahut “biliyor görünen”(Ah ne kadar kötü öyle gibi görünmek! Acıyorum size!) o kadar çok yaşam beceriksizi var ki. Yanlış anlaşılmasın, “yaşamasını bilmeyen” ifadesiyle kastım, “nerede akşam orada sabah” , “vur patlasın çal oynasın” anlayışı değil. Tam tersine, kültürümüzde “insan olmak”, ”adam olmak” gibi sözlerin temelinde yer aldığı bir yaşama anlayışını savunuyorum. Yeter ki, “Bir gün herkes kendisi olsun”
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 05 February 2012
Her koyunun kendi bacağından asılması düsturunun mubah görüldüğü bir yaşam evreninde, her daim benliğimizi koruma kaygılarımız ve alışkanlıklarımız, hiç tereddütsüz karşımızdakine daha temkinli, daha tetikte bir davranış tarzı sergilememize sebep oluyor. Bu da karşımızdakine söylenecekleri daha bir dozunda, daha bir ayarında ifade etmemize yol açıyor.
devamını oku…
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 06 February 2012
Sen olmasan da… Yaşam akıp gidiyor. Yaşamın devrimci yönü, insanınkinden fersah fersah önde. Çünkü insanın belli bir süre durarak, akıp gideni anlamaya, özümsemeye ihtiyacı var. Bu açıdan her daim yaşamın gerisinde insan.
devamını oku…
Bugün 2 kez okundu. Son okunma tarihi, 06 February 2012
Kişisel varlığımızı koruma kaygısından doğan korkularımız, bizim her alanda hareket kabiliyetimizi kısıtlıyor, kırılgan varlıklar haline gelmemize yol açıyor. “Gülmelerimiz” bile korkunun gölgesinde kalıyor ne yazık ki. “Korku” denen o ucubeyi biz insanların yarattığını bile bile onun esiri oluyoruz. Ne kadar acı verici bir durum. Kendi beynimizde kurguladığımız ve sonra da ortaya çıkardığımız bir kavram korku. Kendi tanımlarımızın, kendi kavramlarımızın tahakkümü altında yaşıyoruz. Her tanımlama girişimi de ister istemez az yahut çok bir kısıtlamayı içinde barındırıyor. Az ya da çok her kısıtlama da insanları doğallıklarından uzaklaştırıyor.
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 01 February 2012
El değmemiş, dipdiri, güzelim bugün,
Sarhoş bir kanatla yırtar mı bizim bu
Kar altında unutulmuş katı gölün
Donakalmış uçuşlar dolu buzunu?
(Stéphane MALLARMÉ)
devamını oku…
Bugün 3 kez okundu. Son okunma tarihi, 06 February 2012
Ölümün Ağırlığı Karşısında Yaşamın Basitliği / Murat Özhan
Günlük yaşamda çok sık karşılaştığımız bir gerçeklik aslında ölüm dediğimiz.. Oysaki ne yapıp edip görmezlikten geliriz, kabullenemeyiz bir türlü ölümü. Çünkü insan bedeninin fiilen son bulması, diğer tüm varlıklar için de yaşam imkânlarının ortadan kalkması demek ölüm.
Ölümün yüzü soğuktur. Bunu ilk kez anneannemin ölümüyle tecrübe etmiştim. Bedenini görmüştüm hastanenin morgunda. Yüzünün feri gitmiş, bir solukluk çökmüştü suretine. İşte o öylece karşımda hiç kıpırdamaksızın duruyordu. Bir an için şöyle düşündüm: Onun ölümüne üzülmüştüm. Bundan kaçış yoktu.
devamını oku…
Bugün 4 kez okundu. Son okunma tarihi, 06 February 2012
YAŞAM VE ERDEMLİ OLMAK / Murat ÖZHAN
Günümüz dünyasında insanî değerlerden çok ciddi anlamda bir kopuş yaşadığımızı düşünüyorum. Şöyle bir arkaya dönüp baktığımda, karşımda yozlaşma, şiddet, kendini bilmezlik, gemisini kurtaran kaptan mantalitesi, adam sendecilik, diz boyu… Marka kültürüyle yatıp kalkan, bencillikten bir hayli nasibini almış, hakkını aramayı bilmeyen (hoş biz büyükler içinde daha çok ya neyse), kendi kültürüne yabancılaşmış bir kuşak yetişiyor.
devamını oku…
Bugün 0 kez okundu. Son okunma tarihi, 06 February 2012
Son Yorumlar